Anasayfa / Özel Dosya / TÜRKİYE'NİN AFRİKA ÇIKARMASI

Özel Dosya

  • 385

TÜRKİYE'NİN AFRİKA ÇIKARMASI

image

Türkiye'nin Afro-Avrasya havzasındaki etkinliğini artırmak ve bölgesel bir güç olabilmek amacıyla başlattığı Afrika Açılımı, özellikle ekonomik ilişkilerin gelişmesine odaklanıyor. 2009 yılında Dışişleri Bakanı olarak atanmasıyla birlikte, Ahmet Davutoğlu’nun önderliğinde şekil alan Türk dış politikası yepyeni bir rotada ilerlemeye başladı. Bu doğrultuda atılan adımlar arasında Türkiye, kamu diplomasisi kavramını devreye sokarken, Türk dış politikasını geliştirmek ve çeşitlendirmek için yeni açılımları gündemine aldı. Bu yeni rotalardan biri de “Afrika” oldu. Afrika açılımının temelinde Türkiye’nin Afro-Avrasya havzasındaki etkinliğini artırmak ve bölgesel bir güç olabilmesi yatıyor. Bu bağlamda ilk adım 19 Ağustos 2011’de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Türk politikacı, gazeteci, iş adamı ve akademisyenleri taşıyan iki uçağın Mogadişu’ya inişiyle atıldı. Böylece Başbakan Erdoğan 20 yıldır Somali’ye giden Afrikalı olmayan tek devlet lideri oldu. Bu ziyaretin amacı, bağlantılar kurmak ve geliştirmekti. İkinci adım ise 6-11 Ocak tarihlerinde Başbakan’ın Gabon, Nijer ve Senegal’i kapsayan Afrika gezisinde kabinenin ekonomiyle ilgili bakanları ve çok sayıda iş adamının da katıldığı ziyaret oldu. Üçüncü adım ise 8-10 Mayıs tarihleri arasında Güney Afrika’nın başkenti Cape Town’da düzenlenen 23’üncü Dünya Ekonomi Forumu (WEF) ile atıldı. Ekonomik çeşitliliği artırmak, stratejik altyapı yatırımlarına hız vermek ve Afrika’nın geri planda kalmış kaynaklarını ön plana çıkarmak hedefiyle yapılan forumda Afrikalı yatırımcılar dünya ekonomisinin temsilcilerini iç ve dış ekonomik tehlikelerde kalkan görevi görecek bakir kıtaya yatırıma çağırdı. Kıtaya sorun çözücü kimliğinde yaklaşan Türkiye, ortak kültürel ve sosyal çalışmalara imza atmak, ekonomik birliktelikler kurmak, insan hakları ve demokrasi gibi ilkelerin yerleşmesi için Afrika ülkeleriyle ilişkilerini sağlam bir zemine oturtmak niyetinde. Böylece Türkiye’nin gücünün farklı havzalardaki ekonomik, kültürel ve diplomatik etkinlikler ile değer kazanacağına inanılıyor. Türkiye’nin Afrika Kıtası ile iyi ilişkiler kurabilmesinin arkasında geçmişten getirdiği bir takım avantajlar var. Öncelikli olarak Türkiye’nin Afrika’da herhangi bir kolonyal bir geçmişi yok. Aksine kendisinin de kısmen bir Afrika devleti olması sebebiyle, Portekiz ve İspanya’nın bölgede kolonyal güç kurmasını da engellemiş. “Pax Ottomana” adı verilen bir barış ve refah ortamında Afrikalıların kimlik, din ve dillerini koruyarak var oldukları bu sistem, Afrika ülkelerinin Türkiye için sempati geliştirmesine zemin oldu. Ayrıca bazı Afrika ülkelerinin Türkiye ile aynı dini temellere sahip olmaları da bu yakınlığı pekiştiren olgulardan. İstiklal Savaşı bölgedeki ülkeler için birer model olurken, Kemalizm’in izlerine Mısır, Tunus, Libya, Gana, Senegal, Kongo Cumhuriyeti ve Cezayir’de rastlamak çok da şaşırtıcı olmaz. Türkiye, Cumhuriyet’in ilanından itibaren Afrika ile iyi ilişkiler kurmak istemiş ve ilk elçiliğini Habeşistan’da 1926’da açmış. Devamında her türlü barış harekatı ve uluslararası inisiyatiflerde rol alırken, Afrika ülkeleri de Türkiye’yi sosyal, politik ve ekonomik gelişimi örnek alınabilecek ülkelerden biri olarak görüyor. AFRIKA AÇILIMI’NIN ADIMLARI Bugün Afrika’nın ekonomisi 1,9 trilyon dolara yaklaşan toplam nominal GSMH’si ile dünya ekonomisinde ciddi bir paya sahip. Bu değerin 2020 yılında 2,6 trilyon dolarlık büyüklüğe ulaşması bekleniyor. Buna rağmen Afrika, Türk dış politikasında en ciddi ihmale uğrayan kıtalardan biri. Bu durumu tersine çevirmek için “Afrika Açılımı” adıyla çok önemli bir adım atıldı. Türkiye’nin Akdeniz üzerindeki dengelerde söz sahibi olabilmesi ve Afrika ile ilişkilerin olması gereken düzeye yükseltilmesi amacıyla ortaya sunulan bu tasarı üst düzey yöneticiler, siyasetçiler, lobi ve akademisyenler tarafından destelenerek kamuoyuna sunuldu. NEDEN GABON, NIJER VE SENEGAL? Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 6 - 11 Ocak tarihleri arasında, yaklaşık 300 iş adamı ve bürokratın katılımıyla gerçekleştirdiği son Afrika ziyaretinde bu ülkelerin seçilmesinin elbette bazı nedenleri var. Bir Batı Afrika ülkesi olan Gabon Atlas Okyanusu, Ekvator Ginesi, Kamerun ve Kongo’yla komşu bir ülke. Özellikle elmas, petrol, uranyum gibi değerli madenler bakımından zengin olan Gabon’un ekonomisi ağırlıklı olarak yeraltı kaynaklarına dayanıyor. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, “Afrika’nın Cenneti” olarak nitelediği Gabon ile 2011 yılında Libreville Büyükelçiliği’nin açılmasıyla ekonomik, diplomatik ve askeri alanlarda işbirliğini öneren 5 anlaşmaya imza atıldı. Başbakan Erdoğan ziyaretin ardından yaptığı konuşmasında ticaret hedefinin 2015 yılında 100 milyon doları yakalamak olduğunu ve yağmur ormanlarının yoğun olduğu bölgelerde barajların inşa edilmesinin önemini vurguladı. Nijer ise, dünyanın en önemli uranyum üreticisi ve ihracatçılarından biri. Nijer– Türkiye ilişkileri 2012 yılında imzalanan ekonomi ve teknik işbirliği anlaşması ile güçlendi. Ayrıca Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı (TİKA) Nijer’de bir ofis açma hazırlığında. En önemli sorunu su sıkıntısı olan Nijer için içme suyu tedariki ve sağlıklama (sanitasyon), su, ormancılık ve diplomatik pasaportlara vizelerin karşılıklı kaldırılması konularında anlaşmalar imzalandı. Senegal ise, uluslararası platformda Afrika’nın sesi olarak ve İslam İşbirliği Teşkilatı’nda da ön planda yer alan bir ülke olarak, Türkiye’nin iyi ilişkiler kurmak istediği diğer bir Afrika ülkesi. Diğer Afrika ülkelerinin aksine doğal kaynakları zengin olmayan, ancak tarıma dayalı ekonomisi ve iyi işleyen demokrasi ve siyasi istikrarı sayesinde öne çıkan bir ülke. 2009 yılında yaşanan ekonomik kriz nedeniyle düşme kaydeden büyüme rakamları 2011 itibariyle yükselişe geçmiş durumda. 2011 yılında yüzde 2,6 olarak kaydedilen büyüme, 2012 yılında yüzde 3,8 değerine yükselmiş. AFRIKA AÇILIMININ KÜLTÜREL AYAĞI 2000 yılından bu yana Afrika ülkelerinden gelen 2 bin kadar öğrenciye yükseköğretimde burs imkanı tanındı ve karşılıklı bilim adamları değişim programları uygulandı. Özellikle de Kenya, Senegal ve Nijer gibi Afrika’nın stratejik öneme sahip ülkelerinden gelen bu öğrencilerden ülkelerine dönenlerin çoğu mesleklerinde önemli pozisyonlar elde ederek, Türk eğitim kurumlarında edindikleri yetenek ve bilgi ile ülkelerinin kalkınmasına önemli ölçüde katkıda bulunuyor. Az bilinen bir gerçek ise, Afrika’da eğitim gören Türk öğrencilerin durumu. Genellikle özel sponsorluk imkanlarıyla gerçekleştirilen ve özellikle Kenya, Nijerya, Tanzanya ve Güney Afrika Cumhuriyeti gibi İngilizce konuşulan Afrika ülkelerindeki üniversitelere kabul edilen Türk öğrencilerin sayısında artış var. Diyanet İşleri Başkanlığı da Afrikalıların, Türkiye’nin İlahiyat Fakültelerinde eğitim görmeleri için 116 adet burs verdi. Sosyal ve kültürel ilişkilerin geliştirilmesi için akademik çevreler, STK’lar ve özellikle de TİKA yoğun çaba sarf ediyor. Türkiye ayrıca 2010 ile 2015 arasında sağlık, tarım ve eğitim alanlarında toplam 70 milyon dolarlık yardımda bulunmayı hedeflediğini da kamuoyuna açıkladı. AFRIKA AÇILIMININ DIPLOMATIK AYAĞI Dışişleri Bakanlığı’nca yapılan açıklamaya göre Türkiye, Afrika’da barış ve istikrarın sağlanmasına özel önem atfediyor. BM Güvenlik Konseyi üyeliğinin sağladığı imkanlarla, Afrika’da barış, kalkınma ve istikrarın sağlanması için katkıda bulunmayı amaçlıyor. Geçmişte yaşanan yetersiz diplomatik ilişkilerin iyileştirilmesi amacıyla yapılan bu diplomatik açılım, aynı zamanda sosyal ve ekonomik ilişkiler için de bir ön koşul niteliğinde. Bugün Afrika’da toplam 34 tane Türk elçiliği var. Ayrıca son dönemde Ankara’da elçilik açan 11 Afrika ülkeleri arasında Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Gambiya, Güney Afrika Cumhuriyeti, Senegal, Sudan, Uganda ve Nijerya gibi stratejik önemde ülkeler yer alıyor. Öte yandan, THY’nin kıtaya düzenlediği direkt uçuş sayısındaki artış, Afrika ile ilişkilerin geliştirilmesine gösterilen ilginin başka bir kanıtı. AFRIKA AÇILIMININ EKONOMIK AYAĞI Türkiye’nin ihracatta öncelikli hedef pazarı olan Avrupa’dan daralma sinyalleri gelir gelmez, alternatif bir pazar arayışına gidildi. Afrika bu alternatifler arasında en göze çarpan bölgelerden biri oldu. Türk dış politikasının yeni hedefleriyle de kesişen doğrultuda Afrika ile ticari ilişkiler ivme kazandı. Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin (TİM) verilerine göre, 2012 yılının Şubat ayında kıtaya ihracat, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 24,2 artışla 10 milyar 164 milyon dolar olarak gerçekleşti. Mısır, Libya, Umman ve Tunus’taki kaos ortamına rağmen Kuzey Afrika’ya yapılan ihracatın yüzde 24 oranında artış göstermesi yerli üreticilerin bölgeye ilgisinin artmasını sağladı. NEREYE, NASIL YATIRIM YAPILMALI? Afrika’da Sahra altı bölgesinin toplam GSYİH’sinin yaklaşık yüzde 50’sini tek başına sırtlanan Güney Afrika, hayli zengin maden kaynakları ile Nijer’den sonra en çok yabancı yatırımcı çeken Afrika ülkesi. Türk şirketleri, başta beyaz eşya, madencilik ve tekstil sektörlerine yönelmiş durumda. Güney Afrika’nın en önemli beyaz eşya üreticisi olan Defy’yi alan Arçelik’in yanı sıra Zorlu Holding de bölgede kurduğu fabrikada perde üretiyor. Uludağ Tekstil ve Sesli Battaniye de ülkede yatırım yapan Türk şirketleri olarak dikkat çekiyor. Kenya’da ise, inşaat malzemeleri, otel ekipmanları, halı, elektronik, eşya, deri, kozmetik ürünler, konfeksiyon ticareti, müteahhitlik ve turizm gibi alanlarda faaliyet gösteren 30’un üzerinde Türk işletmeci mevcut. 250’nin üzerinde Türk şirketinin faaliyette bulunduğu Mısır’da, Türkiye’nin 2 milyar dolara yakın bir yatırım değeri var. Türk şirketlerinin yüzde 80’i tekstil ve hazır giyim sektöründe faaliyet gösteren fabrikalarında 40 bin Mısırlıya istihdam sağlıyor. Nijerya’da ise inşaat sektörü ilgi çeken yatırım alanlarından ola gelmiş. Son yıllardaki teşvikler sayesinde bu sektördeki yatırımların daha da artacağı sinyallerini veriyor. Önümüzdeki günlerde Senegal’in Türk yatırımcılar için bir cazibe merkezi olacağını söyleyen yetkililer, çimento ve hammadde sektörünün yanı sıra, taş ocakları ve hazır beton sektörü de yatırım yapılabilecek alanlar arasında sayılıyor. Ayrıca tarımsal ürünler de dikkat çeken alanlardan. Son olarak dev Türk şirketlerinden olan Koç Topluluğu, Çalık Grubu ve Çukurova Grubu’nun Gabon’da yatırım için sıraya girdiği biliniyor. Enerji, inşaat, savunma ve kimya sektörlerine eğilen şirketler, yatırımları için hazırlıklara başladı. Özellikle inşaat işletmeleri ihaleleri konusunda görüşmelere hız veren Akfen Holding, Güney Afrika, Gana, Kenya ve Tanzanya’ya yöneldi. Akfen Holding iştiraki olan TAV bölgedeki havalimanı ihalelerine katılmayı planlarken, Somali’de pist onarımı ve küçük terminal binasının inşaatı için de kollar sıvandı. Akfen Holding ayrıca Gabon’da inşa edilecek olan bir okula da maddi destek sağlayacak. Sonuç itibariyle, Afrika Açılımı’nı yükselen bir ivmeyle sürdüren Türkiye, uluslararası fırsatları görmek ve değerlendirmek konusunda başarıyı yakalamış durumda. Bir bütün olarak ele alınması ve değerlendirilmesi gereken Afrika açılımı, Türkiye ve Türk iş adamları için kaçırılmayacak bir fırsat.