Anasayfa / Gündem / “PODCAST’LER İLE HEDEFİMİZ, GENÇ VE FARKLI KİTLELERE ULAŞMAK”

Gündem

  • 889

“PODCAST’LER İLE HEDEFİMİZ, GENÇ VE FARKLI KİTLELERE ULAŞMAK”

image

“Podcast’ler ile hedefimiz, genç ve farklı kitlelere ulaşmak”

Akfen Holding Yönetim Kurulu Üyesi Pelin Akın Özalp, ‘74 Podcast’in ‘The Reset’ isimli serisinde farklı konularda ünlü konuklarını ağırlıyor.

 

kfen Holding Yönetim Kurulu Üyesi Pelin Akın Özalp, Spotify üzerinden yayınlanan ‘74 Podcast’te The Reset isimli sohbet serisine başladı. Sesli sohbet platformlarının son dönemde kat ettiği mesafe ve yoğun dinleyici kitlesine ulaşmasıyla birlikte The Reset serisine başladıklarını anlatan Özalp, “COVID-19 öncesi hayatta konferanslardan, seminerlerden besleniyorduk ve kendimizi anlatmaya fırsat buluyorduk. Bu dönemde öyle bir şansımız olmadığı için artık genç kuşak olarak yeni platformlarda da yer almamız gerektigini düşündük. Sesli platformlar kısa zaman içerisinde kendisine geniş bir alan yarattı. Biz de gerek iş hayatımızda gerekse sosyal hayatımızda yer alan farklı karakterler ile yaptığımız sohbetlerimizin genç ve farklı kitlelere ulaşabileceğimizi düşündüğümüz bir podcast serisine başlama kararı aldık” diyor. İlk etapta 9 bölümden oluşacak The Reset podcast serisinde, Pelin Akın Özalp, geniş bir yelpazede, alanında uzman dünyaca ünlü konuklarıyla yaklaşık 40 dakikalık sohbetlerde farklı konuları ele alıyor. Podcast yayınları Spotify üzerinden ’74 Podcast kanalındaki The Reset bölümünden takip edilebiliyor.

 

İLK KONUĞU LÜBNANLI AKTİVİST
SARA EL-YAFİ OLDU

Özalp, İngilizce olarak yayınlanan The Reset serisinin ilk bölümünde Politika Danışmanı, Sosyo-Politik Yazar ve Lübnanlı Siyasi Aktivist Sara El-Yafi’yi ağırladı. Dedesi Lübnan eski başbakanı olan Sara El-Yafi, podcast yayınında, kendi kariyerine kamu politikası oluşturma alanında başlamasına ilham kaynağının bu bağlantı olmadığını ve hayatını değiştiren kitabı anlatırken, günümüz politikalarının kusurlarını, 2020’de yaşanan Beyrut patlamasının yıkıcı sonuçlarını konuşuyor.

 

ARIZONA MUSE İLE ÇEVREYE UYANI SOHBETİ

The Reset serisinin ilgi gören ilk bölümünün ardından ikinci kısmında Özalp’in konuğu ABD’li ünlü manken, tasarımcı ve sürdürülebilirlik konusunda öne çıkan bir aktivist olan Arizona Muse oldu. Moda kariyerinin ilk günlerini ve dünyanın çevresel uyanışının neyin tetiklediğini konuşan Muse, dinleyicilerle nasıl daha sürdürülebilir bir yaşam sürülebileceğine dair kilit noktaları paylaşıyor.

Pelin Akın Özalp: Merhaba Paul. Bugün bana katıldığın için teşekkür ederim. Seni burada görmek büyük bir zevk.

PAUL DONOVA: Konuşma fırsatı verdiğin için çok teşekkürler.

 

PAÖ: Her zaman, her zaman! Sanırım seni ilk kez televizyonda duymuştum. BBC miydi yoksa NTV miydi, hatırlayamıyorum. Konuk konuşmacıydın ve 15 dakika boyunca anlamaya çalıştığım bir şeyi, ne kadar basit bir şekilde açıkladığından çok etkilenmiştim. Sonra seninle tanıştım ve gerçekten seni diğer ekonomistlerden farklı kılan şeyin bu özelliğinin ve tabii ki şakalarının olduğunu gördüm.

PD: Teşekkürler. Ekonomiyi basit düşünmemiz ve basit anlatmamız gerektiğine büyük bir inancım var. Herkes her zaman ekonomik kararlar verir. Süslü bir dil, denklemler ve jargon kullanmaya gerek yok. Ekonomi hakkında açık bir şekilde konuşmamız gerektiğini düşünüyorum.

 

PAÖ: Çok doğru. Demek istediğim, bunlar zaten aşırı karmaşık şeyler, değil mi ? Yani dosdoğru söylemeye çalıştığınız şey, dünyayı daha kolay anlaşılır bir yer haline getirmek için onu basitleştirmek.

P.D: Kesinlikle. İnsanların ekonomiyi ve etraflarında neler olup bittiğini anlamalarına yardımcı olmanın özellikle şu anda çok önemli olduğunu düşünüyorum. Ekonomi günlük hayatın çok önemli bir parçasıdır. Bu yüzden insanların aldıkları kararları anladığından emin olmak için basit bir dil kullanmalıyız.

 

PAÖ: Kesinlikle. Ama bunun dışında, çeşitlilik, eşitsizlik ve toplumsal cinsiyet konuları sizi heyecanlandıran diğer konular, ki bu yine çok etkileyici, çünkü bu hernekadar olağan bir ekonomi sohbeti olmasa da aslında bunlar ekonominin kilometre taşları, değil mi?

P.D:Bunun ekonominin oldukça önemli bir parçası olduğunu düşünüyorum. Demek istediğim, ekonomistler, en azından 1950 lerden beri, çeşitlilik ya da önyargıyla ilgili meseleler hakkında daha çok olumsuz yönde yazılar yazıyorlar. Mesela,1950’lerin ortalarında bu konular hakkında yazan, çok ünlü bir Amerikalı ekonomist olan Gary Becker’a bakabilirsiniz. Ama ekonomide tanımladığımız birçok şey ve aldığımız kararlar, tamamen fikir çeşitliliği, zevk çeşitliliği ile ilgili. Bilirsiniz, biri bir şeyi beğenir ve gerçekten satın almak ister. Biri aynı şeyi beğenmez ve satmak ister. Özetle, tanrı aşkına, bu bir pazar. Yani evet, yani, bu konuların önemli olduğunu düşünüyorum. Ama daha da önemlisi, ekonomilerin uzun vadede nereye gittiğini, insanların rolünü nasıl geliştireceklerini düşünmeye başladığımızda, bir ekonominin nereye gittiğini belirlemede fikirlerin ve insanların rolü gerçekten ama gerçekten çok önemli hale geliyor. Yani, işte çeşitlilik ve kapsayıcılık budur. Bütün mesele bu, bilirsiniz, doğru kişiyi doğru zamanda doğru işe almak, mümkün olan en iyi kararları vermenize, en doğru çeşitliliğe ve kapsayıcılığa sahip olmanıza olanak sağlar.

 

PAÖ: Kesinlikle. Ve bu tam olarak son kitabınız “The Net Profit and Prejudice” de yazdığınız şey, değil mi ?

P.D: Evet, öyle. Demek istediğim, “The Profit and Prejudice”, çeşitlilik ve kapsayıcılık ile ilgili konulara ve önyargının, çeşitlilik ve kapsayıcılıktan yoksun olmanın verebileceği zararlara değinmektedir. Aslında, yapısal değişikliklerle hareket ettiğimizden, bence önyargı daha çok zarar veren bir hale gelebilir. Bir yanım, önyargının öne çıkacağını, diğer bir yanım ise çeşitlilik ve kapsayıcılığın ekonomik gelişimi domine eden daha da büyük bir güce dönüşeceğini söylüyor. Bu yüzden benim için önümüzdeki 20 yılda ekonomideki en önemli konu bu.

 

PAÖ: Beğendiğim ve altını çizdiğim bir cümle var. Onu size okumak ve sonrasında yorumunuzu almak isterim. Önyargı ne kadar fazlaysa, şirketler ve ülkeler için kâr etmek o kadar zor olacaktır. Kâr için yapılacak değişiklikler, önyargıya karşı ana argüman değildir, ancak kesinlikle onunla savaşmaya yardımcı olabilir. Bayıldım.

P.D: Teşekkürler. Demek istediğim, gerçekten hissederek söylediğim, açıkçası önyargı veya çeşitlilik hakkında konuşurken, aslında insanlara eşit davranmaktan bahsediyoruz. Aslında, işin özü bu. Ve bu ahlaki ve sosyal bir sorun. Ve ahlaki ve sosyal argümanlar her şeyin üzerinde olmalıdırlar. Yani, açıkçası, öyle olmak zorundalar. Ancak çeşitlilik ve kapsayıcılık için çok güçlü bir ekonomik argüman var. Önyargılarla savaşmak için güçlü bir ekonomik argüman var. Ve bence yüzleşmemiz gerekir ki, önyargıyla ilgili iki konu söz konusu olduğunda, hepimizin önyargılı olduğuna kuvvetle inanıyorum. Herkesin kendine göre ön yargıları vardır. Hepimizin bazı mantıksız dünya görüşleri var. Bu yüzden kendi ön yargılarımıza karşı savaşmalıyız. Diğer insanların kendi önyargılarına karşı savaşmalarına yardım etmeliyiz. Ve eğer ekonomi, argümanı biraz daha fazla çeşitlilik ve kapsayıcılık yönünde ilerletebilirse, onun da yardımı olacaktır. Ve bunun ekonomisi güçlü argümanlardır. Gerçekten de öyleler. Çünkü, bilirsiniz, insanların yeteneklerini mümkün olan en iyi şekilde kullanmazsanız, kaybedersiniz. Daha düşük bir yaşam standardınız olur. Daha az verimli bir ekonomiye veya daha az verimli bir şirkete sahip olursunuz, böylece nezaket ve ahlak lehine sahip olduğunuz gerçekten güçlü argümanlar, benim görüşüme göre, zaman içinde daha da güçlü birer argümana dönüşür. Ancak bu noktada önyargılı olmama rağmen, yine de The Economist’in sesinin duyulması gerektiğini düşünüyorum. Açıkçası ben de öyleyim.

 

PAÖ: Sizce pandemi bu bakış açısını biraz değiştirip, bizi az önce tarif ettiğin şeye doğru ilerletecek mi ? Sence bu bize konuştuklarımızı tekrar gözden geçirmemiz için zaman verdi mi?

P.D: Pandeminin etkisini tam olarak değerlendirmek bence çok zor ve bizi mutlaka olumlu yönde ilerletecek diye bir şey yok. Aslında, düşünceme göre, pandemi zaten gerçekleşecek olan bazı yapısal değişiklikleri hızlandırdı. Dördüncü sanayi devrimi ve gördüğümüz büyük yapısal değişiklikler şimdiden yolda. Ama salgın herkesi internete taşıdı. Annem bile şu ara internetten alışveriş yapıyor. İnanılmaz. Annem için kesinlikle bir teknoloji hayranı diyemem. Twitter’da beni bile takip etmiyor. Ama şimdi her hafta bulduğu online fiyat indirimlerinin listesiyle beni arıyor. Annemin fiyat indirimlerinin hayranı olduğunu söylemeliyim. Evet, dönüşümü görüyorduk ama artık çok, çok daha hızlı. Peki bu neden beni rahatsız ediyor? Ben kesinlikle değişime karşı biri değilim değilim. Ne münasebet. Ben tamamen bundan yanayım. Ama sorun şu ki, sosyal değişim yaşanıyorken, yaşam standartlarınız kesintiye uğrarsa, mesela Birleşik Krallık’ta herhangi bir kapanan mağazada çalışırken işinizi kaybetseniz, bilirsiniz, bu tür şeyler doğası gereği çoğu zaman önyargıyı teşvik eder. İnsanlar birilerini suçlamaya meyillidir. Olanlardan birilerini sorumlu tutmak isterler. İşimi kaybetmemin suçlusu ben değilim. Aslında, sen de değilsin. Ben her gün işim için hazırdım. Sen, yapabildiğin en iyi şekilde elinden geleni yaptın. Bu, sadece artık modern dünyaya uymayan işin ile alakalı, o kadar.

PAÖ:Artık !

P.D: Aynen öyle. Ve bunu anlamak zor. Ve bu yüzden belki de bir çeşit, şey, benim hatam değil deme eğilimi var. Bunun sorumlusu, grup halinde gelen göçmenler olmalı ! Bunun sorumlusu, çok fazla kadının işgücüne katılmış olması ! Şu ırk, bu cinsiyet, benim işime mal oldu ! Bu tarz şeyler duyarsınız. Benim düşüncem şu ki, pandeminin getirdiği hızlı değişim süreci, çok zor olmakla birlikte, uzun vadede iyi bir şey. Ekonomide daha hızlı değişime sebep olabilir. Halen görmekte olduğumuz ve ileride nasıl bir adaptasyon geçireceğini görmeye devam edeceğimiz bir diğer şey de, toplumdaki belirli grupların pandemiden diğerlerinden daha olumsuz etkilenmesi. Dolayısıyla genç neslin işini kaybetme olasılığı çok daha yüksek. Kadınların işini kaybetme olasılığı çok daha yüksek. Ve bu bir klişeye dönüşebilir. Mesela,bilirsiniz işte, insanlar şöyle söyler; “Eh, çocuklara bakmak kadınların görevidir”. Ve eğer şimdi okullar kapandığı için çocuklarınıza evde ders veriyorsanız, bu yük orantısız bir şekilde erkeklerin değil kadınların omuzlarına biniyor. Ve örneğin, pandemi sırasında hane içinde adil bir gelir dengesine sahip değilseniz, bu, kadınlar için erkeklerden daha fazla sorun yaratabilir. Doğru. Farklı yaş grupları arasında artan bir çatışma yaşayabilirsiniz. Genç nesil ile yaşlı nesil arasındaki görüş farklılıkları artıyor gibi görünüyor. Ve bu da potansiyel olarak gerginliğe neden olabilir, bu yüzden pandemi bize düşünmemiz için zaman verdi, ki bu iyi bir şey. Belki de insanların önemli buldukları, değer verdikleri şeyleri yeniden düşünmelerine neden olmuştur. Ve belki de toplumdaki farklı grupların nasıl çalıştığına dair bazı klişelerin oluşmasına sebep olmuştur ki bunlar da pandeminin ortaya çıkardığı olumsuz şeyler.

 

PAÖ: Peki sizce dünyanın yeni liderleri ve dünyanın yeni liderlerinin özellikleri değişecek mi? Şu an aradığımız şeyler, bugüne kadar tarif ettiklerimizden farklı mı olacak ?

P.D: İçinde bulunduğumuz durumun farklı bir politika gerektirdiğini düşünüyorum. Bir kere, kesinlikle farklı bir anlayış gerektiriyor. Ve bu, bence önemli olacak. Ekonomi politikası açısından bakıldığında, siz bozulma ve önyargı risklerinden bahsederken, liderlerin sorunları sadece para ile çözemeyeceklerini kabul edecekleri anlamına geliyor çünkü, siz sorun yaşarken aslında bunu yapmak gerçekten de işe yaramıyor. Bunların çoğu sosyal statüye odaklanıyor ve sosyal statü mutlaka parayla ilgili değil. İşinle ve bunun gibi şeylerle gurur duymakla ilgili. Ve bu, gelecekte kimin başarılı olacağı ve hangi becerilerin teşvik edileceği açısından çok önemli. Aynı zamanda doğru yapılması zor bir şey, çünkü yapmanız gereken şey esnekliği teşvik etmektir. Tabi ki birini işten kovmayı kolaylaştırmayı kastetmiyorum, bahsettiğim şey bu değil. Demek istediğim, ihtiyacınız olan şey, uyum sağlayabilen, çevrelerindeki dünya değiştikçe değişebilen ve bu değişimden korkmayan insanlara sahip olmaktır çünkü bu, önyargı oluşma riskini azaltmaya yardımcı olacaktır ve böylece, eğer değişime uyum sağlayabileceklerini biliyorlarsa, insanların değişen bir dünyada kendilerini rahat hissetme olasılıkları daha yüksek olur. Bu durumda eğitimin değerinin arttığını düşünüyorum ve bu, liderlerin üzerinde durması gereken bir şey. Esnekliği, uyum sağlamayı ve insanlara mücadele etmeyi teşvik eden eğitimler. Demek istediğim, ki burasının önemli olduğunu söylemek istiyorum, bilirsiniz, bir şeyi hep böyle yapmış olmamız doğru olduğu anlamına gelmez. Belki de bir şeyler yapmanın farklı yollarını düşünmeliyiz.

 

PAÖ: Yani, burada işe yarayan bir şey başka bir yerde işe yaramayabilir.

P.D: Kesinlikle. Dünyanın önümüzdeki 20 yılda işleyiş şekli, son 30, 40 yıldakinden farklı olacak. Bu yüzden statükoya meydan okumanız ve size meydan okunmasını kabul etmeniz gerekiyor. Ve bu çok zor olabilir. Mesela, uzun zamandır aynı işi yapıyorken genç bir meslektaşım bana, işimi yanlış yaptığımı söylerse, ben içgüdüsel olarak muhtemelen şunu söylerim; “senden çok daha uzun süredir bu işi yapıyorum ve yanlış yaptığımı düşünmüyorum. O yüzden kapa çeneni.” Ama bu doğru bir yaklaşım değil.

 

PAÖ: Nihayet, gençlerin sözü dinleniyor artık.

P.D: Evet, kesinlikle. Yani, genç neslin çok geçerli bakış açıları var. Ve işin doğrusu ne biliyor musun, yaklaşık 30 yıldır bu işi yapıyorum ki bu harika bir şey. Ancak 30 yıl öncesine ait tecrübelerim, illa bugün olanlarla alakalı olacak diye bir şey yok. Tanrı aşkına, işe başladığımda bir emailim bile yoktu. O zamanlar internet de yoktu. Yani, internetin olmadığı 30 yıl öncesinin dünyasına ait tecrübelerim, nasıl günümüzün dünyası ile alakalı olabilir ki ? Evet, her kesimden insanı dinlemesiniz. Ve evet, faydalı pek çok tecrübeye sahibim. Dolayısıyla, gençler de beni dinlemeli, işin kuralı bu. Kesinlikle. Eğitimle ilgili olarak söyleceğim son şey de, önyargı ve önyargının yol açabileceği ekonomik zararlara karşı, kendinizi sizden farklı insanlar hakkında eğitmektir. Aslında tanıdığınız insanlara karşı çok nadir olarak önyargılı olursunuz, çünkü bir kez tanıdığınızda, onların da tıpkı sizin gibi insan olduklarını, aynı umutlara, korkulara, risklere, zaaflara ve diğer duygulara sahip olduklarını anlarsınız. Dolayısıyla, ister kişisel olsun, isterse de sosyal veya geleneksel medya aracılığıyla olsun insanlarla deneyiminiz varsa, farklı gruplardan insanlarla deneyimleriniz olduysa, önyargılı olma olasılığınız çok daha düşüktür. Dolayısıyla, eğitimin bu şeklinin çok güçlü olduğunu düşünüyorum.

 

PAÖ: Eğitim derken, mutlaka üniversite eğitimine atıfta bulunmadığınızı, aksine, kendinizi yeni alanlarda ve işinizin gerektirebileceği herhangi bir şeyle yeniden şekillendirmeye devam etmek gibi, sürekli eğitime atıfta bulunduğunuzu açıklamanın önemli olduğunu düşünüyorum.

P.D:Doğru, kesinlikle. Demek istediğim, benim eğitimim hep ve her şekilde devam etti. Yani, evet, biliyorsunuz üniversitede okudum tabi ki ve bu bir eğitimdi. Benimkinden tamamen farklı uzmanlık alanlarına sahip olağanüstü yetenekli insanlarla çalıştığım işyerindeki iş arkadaşlarımdan da öğreniyorum. Ama bilirsin, dünyayı dolaşarak ve birçok insanla ve birçok farklı geçmişe sahip kişiyle konuşarak başka şekillerde de eğitilebilirdim. Geçen yıl İngiltere’deki sokağa çıkma yasakları sırasında da bir şeyler öğrendim. Tamir edilmesi gereken bir bahçe duvarım vardı ve YouTube videolarını izleyerek bahçe duvarını nasıl tamir edeceğimi öğrendim mesela. Bu da eğitim demek.

 

PAÖ: İşte buyrun...

P.D:Evet, aynen. Ve şimdi son zamanlarda, hakkında pek fazla şey bilmediğim ve kendimi eğitmeye çalıştığım Modern Sanat üzerine bazı podcast’ler dinliyorum. Ve keşfetmeyi asla hayal edemeyeceğim her türlü şeyi, sadece podcast dinleyerek keşfettim. Yani, evet, eğitim bitmeyen bir süreçtir, biliyorsunuz, hayatınız boyunca öğreniyor olmalısınız. Sonuçta hayatı ilginç kılan da bu.

PAÖ: Bence daha fazla politikacının da sürekli eğitilmesine ihtiyacımız var, çünkü sizin de bahsettiğiniz gibi yapısal sorunları periyodik, kısa süreli çözümlerle çözmeye çalışıyorlar. Ve şu anda, bu gerçekten işe yaramıyor, öyle değil mi?

P.D:Pandemi nedeniyle elbette periyodik çözümlere de ihtiyaç var tabi ki. Ancak benim görüşüme göre, şimdi, özellikle bu yıl, pandemiden kademeli olarak çıkarken, yapısal değişime yönelik çözümlere daha fazla odaklanmamıza gerek yok. Bence, politikada, bir sonraki kriz için çözüm üretmek yerine, son kriz için geçmişe bakarak çözüm bulma yönünde doğal bir eğilim var. Dolayısıyla, örneğin şu anda Amerika Birleşik Devletleri’nde altyapı harcamaları hakkında çok fazla şey duyuyoruz. Ve şimdi benzer şeyleri Birleşik Krallık’ta da duymaya başladık. Altyapı harcamalarına karşı değilim ve çevresel sürdürülebilirliğin buna ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Ama örneğin, “Londra’da yeni bir demiryolu hattı kurmalıyız” deniyor. Tamam da niye? Hepimiz evden çalışmaya başlarsak, bu yeni demiryolu hattına mutlaka ihtiyacımız olacak mı? Belki de, daha hızlı tren hatları yerine daha hızlı internet bağlantılarına yatırım yapmalıyız. Örneğin, bir demiryolu bağlantısı gerekli olabilir. Bunu kullanışlı da bulabilirsiniz. Ama siyasette, ileriye değil geriye bakma eğilimi var. Ve yine, bence bu kısmen böyle çünkü çok fazla önemli değişiklik oluyorken, çok fazla yapısal değişiklik de oluyor. Kaçınılmaz olarak, gelecekten emin olmak çok zor. Ve sanırım, politikacılar, bazen bununla biraz mücadele ediyor.