Eski İstanbul'u özleyenler, nerede o eski İstanbul diyenlerdensiniz Kuzguncuk tam size göre. Ne bir abartı var ne bir eksiklik. Her şey eskisi gibi. Eski İstanbul deyince birçok semt akla gelir de Çengelköy ve Kuzguncuk hep ayrı bir yere konur yine de. Perihan Abla, Süper Baba ve Ekmek Teknesi gibi zamanının en çok izlenen aile dizilerinin hafızalarda bıraktığı tat mıdır bu, yoksa bu semtlerin o dizilere de işleyen ruhu mudur bilinmez ama ne bir eksiklik vardır bu semtlerde ne bir fazlalık. Ne anlatmak istiyorlarsa tam da öyledirler. Sıcak bir mahalle, sımsıcak insanlar ve doğadan kopuk olmayan mütevazı bir mimari… Kuzguncuk… Bilinen ilk adı “Altın Kiremit” anlamına gelen “Hrisokeramos.” Kuzguncuk ismi ile ilgili rivayetlerse farklı. Eskiden “Kosinitza” adıyla anılan semtin, bu adının bozularak zamanla “Kuzguncuk” olduğunu söyleyenler olsa da Evliya Çelebi seyahatnamesinde semtin adını Fatih Sultan Mehmed zamanında burada yaşayan “Kuzgun Baba” adlı bir veliden aldığını anlatır. Kuzguncuk’ta 100 yılı devirmiş bir iskele olsa da semt ile iskeleyi birbirinden ayıran ana yol aslında semtin sahil tarafından olan sınırını da belirliyor. Trafik ışıklarından İcadiye Caddesi’ne adımınızı attığınızda bir anda bambaşka bir dünyada buluyorsunuz kendinizi… Aslında tanıdık ama bir türlü hafızanızdan bulup çıkaramadığınız bir yer, silik soluk bir resim. Muhtemelen ya eski bir Türk filminden bir sahnedir aklınızda kalan ya da eski bir diziden bir bölümün hatırlattığı duygulardır kalbinize yansıyan. Manavı, bakkalı, kahvehanesi, fırını, berberi ve sokaklarda koşuşturan çocuklarıyla eski mahalle kültürünün zamana inat yaşamaya çalıştığı bir yerdir burası. Dünyada üç dinin yan yana yaşadığı ender semtlerden biridir Kuzguncuk… Semt, Asya yakasının ilk Musevi yerleşim yeri ve 17. yüzyılda Musevi köyü olarak biliniyor. Hristiyanlar ve Müslümanların gelmesi ise semte farklı bir zenginlik katmış. Bunu duvarları neredeyse birbirine bitişik olan Kuzguncuk Camii ve Ermeni Kilisesi Surp Kirkor Lusavoriç örneğinde rahatlıkla görebilirsiniz. Kaynaklar Ermeni cemaatinin hem maddi hem de manevi olarak caminin yapımına destek verdiğini anlatıyor. Beth Yaakov Sinagogu ve Ayios Panteleimon Rum Kilisesi, zamana direnen iki mabet, Kuzguncuk’un hoşgörü iklimini anlatan önemli eserler arasında. Kilise’nin bahçesinde yer alan ve Hristiyanların Aziz Doktoru olarak bilinen Aziz Pantelemion adına yaptırılan ayazmadan içilen suyun her türlü hastalığı iyi geldiğine inanılıyor. SOKAK ISIMLERI HER ŞEYI ANLATIYOR Kuzguncuk’ta bir yere gidecek olsanız sokak isimlerini duyduğunuz anda içinizi bir huzur kaplar. Simitçi Tahir, Tenekeci Mustafa, Baba Nakkaş, Yapraklı Çınar, Güzel Bahar, Üryanizade ve Bahçe gibi mütevazı isimleri olan bu sokaklar bize eski Türk mahallerini hatırlatan detaylarla dolu. İki ya da üç katlı cumbalı evlere, sıcak, samimi ve cana yakın insanların eşlik ettiği bu sokaklarda yaşama dair ne varsa bulabilirsiniz. İcadiye caddesinden geçen otomobiller de olmasa zamanın başka bir diliminde, tarihin yapraklarında bir sayfanın içerisine girip kaybolmuş olduğunuzu zannedebilirsiniz. EKMEK TEKNESI HÅLÅ ORADA Kuzguncuk her zaman sanatçıların uğrak yeri oldu, bazıları uzun yıllar orada yaşadı. Can Yücel, Rıfat Ilgaz, Oktay Rıfat, Hülya Koçyiğit ve Uğur Yücel bunlardan birkaçı… Ama hiç biri hatta zamanında çok sevilen Perihan Abla dizisi bile Ekmek Teknesi kadar Kuzguncuklu olmamıştı belki de. 2002 yılında yayınlanmaya başlayan, orta direk bir Türk ailesi ve onların yaşadığı mahalledeki günlük olayları hicivli bir şekilde işleyen Ekmek Teknesi dizisi, kısa sürede herkesin beğenisini kazanmıştı. Mahalledeki ilginç karakterler bir yana Nusret Baba ve onun fırını Ekmek Teknesi mahalle için bir okuldu adeta. “Tüm bardaklar dolsun” cümlesi kurulduğunda herkes bilirdi ki Heredot Cevdet, hikâyesini anlatmaya başlamıştır mahallenin kahvesinde… Bugün İcadiye Caddesi’ne gidenler bir kafe olarak hizmet veren Ekmek Teknesi’ni de Heredot Cevdet’in hikâyelerini anlattığı Kuğu Kıraathanesi’ni de hala orada bulabilirler. Semtte seksenli yıllarda çekilen Perihan Abla dizisinden ismini alan bir sokak bulunması ve Ekmek Teknesi’ne ait birçok detayın hala canlı olması Kuzguncuk’un kadirşinaslığından çok değişime direnen ve hep olduğu gibi kalmak isteyen ruhunu yansıtıyor. SIMOTAS BINASI SAKINLERI Kuzguncuk bir hazine; eskiye dair değerli ne varsa sandıktan çıkıyor ve ilk günkünden daha da güzel bir şekilde insanlarla buluşuyor. Bunlardan biri de Simotas Binası. Bican Efendi Sokak’ta bulunan binanın hikâyesi; 1923 yılında Arditi adında Musevi bir İstanbullu’nun, Simotas adında bir Rum mimardan, ailesi ile birlikte ikamet etmek için bir bina yapmasını rica etmesi ile başlıyor. Arditi ailesi zaman zaman da apartmanın bir bölümünü Kuzguncuk sakinlerine kiraya veriyor. Sonrasında Simotas Binası tüp atölyesi, toka imalathanesi gibi farklı amaçlar için kullanılıyor. Binayı yatılı okul ve sonrasında butik otele çevirmek isteyen sahiplerden sonra binanın mülkiyeti, bugünkü sahipleri olan Birgül ailesine geçiyor. Televizyonlarda yaptığı yemek programlarından tanıdığımız Refika Birgül, 30 yıldır uyuyan binayı, uzun süren bir tadilata girişerek 2010 yılında yeniden canlandırdı. Bugün binada mimarından avukatına, reklamcısından dansçısına, terzisinden heykeltıraşına farklı meslek gruplarından insanlar birlikte çalışıyor, üretiyor, keyifli ve kolektif bir hayat sürüyor. KUZGUNCUK BOSTANI YENIDEN DOĞUYOR Kuzguncuk Bostanı ya da nam-ı diğer ‘İlya’nın Bostanı’... Sultan Mehmet Reşat döneminden kalan 17 dönümlük yeşil alan, uzun yıllar bostan olarak kullanılmış ve sahibi Rum İspiro Şore’den 1977’de Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne geçmişti. Kuzguncuk sakinleri İspiro’nun oğlu İlia’dan dolayı buraya İlia’nın Bostanı da diyorlar. 1977 yılında vakıflara geçen ve 1986’ya kadar imar planlarında yeşil alan olarak görünen bostan, imar planlarında yapılan değişiklerle 1992’de imara açıldı. O gün bugündür Kuzguncuklular bostanın yeşil alan olarak kalması için mücadele ediyorlar. Tarihi ahşap binaları, yeşil korusu ve bostanları ile Üsküdar’ın en yeşil alanlarından biri olan bu güzel yer için verilen mücadele sonunda nihayet mutlu sonla bitti. Üsküdar Belediyesi, Kuzguncuk Bostanı Projesi’ni geçtiğimiz günlerde başlattı. Üsküdar Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü ile Kuzguncuklular Derneği’nin ortaklaşa gerçekleştireceği ‘Kuzguncuk Bostanı Projesi’ ile Bostan aslına uygun olarak yeniden düzenlenecek. Köy meydanı ve amfi alanı bostanın merkezi olacak. Burada resmi, dini bayram kutlamaları, iftar, aşure, pişi, hıdrellez, yazlık sinema, sunum, sergi, kermes gibi çok amaçlı etkinlikler gerçekleşecek. Tel kafeslerin içine doğal taşların doldurulmasıyla oluşturulan Gabion (Tel sebet) duvarlar, kot tutma işlevinin yanı sıra üzerine monte edilen ahşap latalar ile bank olarak kullanılabilecek. Meyve bahçeleri, tarım alanları ise eski bostanı yeniden canlandıracak. Bostanın inşasında doğal malzeme kullanımını bilhassa özen gösterilecek. Zeminde ağaç kabuğu, ayırıcı ahşap olarak ağaç kütüğü, ana akslarda ponza taşı gibi birçok doğal malzeme, proje detaylarında görülebiliyor. Spor ve yürüme alanları, çocuk oyun alanları, kütüphane, etkinlik alanları, serbest etkinlik alanları ve hatta bahçe sulamak için bir tulumba ile küçük bir gölet bile planlanmış. Bostan ile birlikte Kuzguncuk zaten sahip olduğu eski İstanbul ruhunu daha da güçlendirecek. Aslında Kuzguncuk’ta anlatacak daha o kadar çok hikâye var ki… İyisi mi siz elinize fotoğraf makinenizi de alın ve bir gün Kuzguncuk’un sokaklarında kaybolmayı deneyin. İnanın hiç kimse sizi bulsun istemeyeceksiniz...