Anasayfa / Köşe Yazısı / EZBERİ BOZMA VAKTİ: DEĞER ODAKLI BAKIŞ AÇISIYLA İŞ MODELLERİ

Köşe Yazısı

  • 381

EZBERİ BOZMA VAKTİ: DEĞER ODAKLI BAKIŞ AÇISIYLA İŞ MODELLERİ

image

Bilim ve teknolojideki ilerleme, tüketicilerin davranısları, yasal düzenlemeler, yatırımcıların odakları oyunun kurallarını sürekli yeniden sekillendiriyor. Bunun sonucu olarak her gün yeni bir is modeli ile karsılasıyoruz, bu da kanımca gereginden fazla karmasa yaratıyor… Bu nedenle is modellerini sadece dört ana baslık altında inceleyecegim. Bunu yaparken de, analizimize zaman boyutunu katacagım. Böylelikle is modellerinin hangisinin, hangi dönemde moda oldugunu; hangi gelismelerin bu degisimleri tetikledigini de görmüs olacagız. Is modellerini ele alırken referans noktamız ise “Yaratılan Deger”, daha dogrusu deger yaratma yöntemi olacak. Hangi is modeli, hangi degeri yaratmaya odaklı? “Deger” ile algı piyasalarda ve is dünyasında nasıl bir evrim geçirdi? Yatırımcıların reaksiyonu neydi? Is modellerindeki degisim ile deger yaratma yöntemindeki degisikliklerin paralel gittigini görecegiz. Dört farklı modelin detaylarına girmeden önce sunu belirtmeliyim ki 1980’lerden itibaren “Maddi Varlıklar” tarafından yaratılan degerler, yerini “Maddi Olmayan Varlıklar” tarafından yaratılan degerlere bıraktı. Bir zamanlar fabrikalar, araziler, arsalar, makinalar ve bankadaki finansal varlıklarınızdı deger denilince akla gelen. Ama artık Maddi Olmayan Varlıklar revaçta: insan sermayesi, entelektüel sermaye ve network sermayesi gibi… Yatırımcıların yeni gözdesi dijital teknolojiler. Sosyal medya, bulut, büyük veri, “her seyin interneti”, mobil, is analitigi vs… Sirketlerin piyasa degerleri ve borsalardaki performansları da zaten bunu gayet açık bir sekilde dogrular nitelikte. Peki, nedir bu meshur dört kategori? Burada modellerin arasında farkı yaratan ana unsur, kuskusuz kullanılan teknolojiler… Teknoloji hayatımıza gerçek anlamda 18. yüzyılın ortasında baslayan “Sanayi Devrimi” ile girdi ve insanlıgın iki asır boyunca “Sanayi Toplumu” olarak hayatına devam etmesini sagladı. Iste bu dönemde önce bugün anladıgımız ölçekten çok ama çok daha küçük sirketler kuruldular ve degeri “Varlık Insaa Edenler” olarak yarattılar. Zaman içerisinde hem sirketler devasa boyutlara ulastılar, hem de varlıkları. 1970’ler geldiginde ise artık sirketler için hizmet üretebilmek de önem kazanmıstı. Firmalar ürünlerini hizmetler ile tamamlamaya basladılar. Zamanla sattıkları tek sey hizmetin kendisi olmaya basladı. Aslında hizmetler, ticari hayatta yeni kesfedilmis degildi; ancak hiç bu kadar popüler de olmamıstı. Hizmet Toplumuna geçis demek, “Hizmet Saglayıcılar”ın devrinin basladıgının habercisiydi. Bu, aynı zamanda is gücü piyasasında mavi yaka – beyaz yaka dengesinde de önemli degisikliklere yol açacak bir gelismeydi. Hizmet Saglayıcılar yatırımcıların tahtında çok fazla kalamadılar zira 1990’larla birlikte bilgi devrimi yasandı ve oyunun kuralları yeniden çizildi. Özellikle internet, kisisel bilgisayar ve cep telefonunun hayatımıza girisi ile hiçbir sey artık eskisi gibi olmayacaktı. Bilgi Toplumuna geçis ile birlikte sahneye “Teknoloji Yaratanlar” çıktı. Mobil ve dijital uygulamaların artan önemi bir yandan bu firmaları desteklemeye devam ederken, bir yandan da degeri farklı sekilde yaratan firmaların dogmasına olanak sagladı: “Network Yöneticileri”. Milenyum sonrası artık podyumda bu sirketler var. Dikkat çeken bir husus, dört model arasında EBIT Çarpanı, ROCE, ROA gibi verimlilik ve karlılık odaklı finansal oranları ele aldıgımızda her modelin kendinden öncekilere göre günümüze yaklastıkça artan bir performans yakaladıgına iliskin veriler. Gelir çarpanı açısından bakıldıgında resim iyice netlesiyor. Oranlar söyle: Varlık Insaa Edenler: 1 / Hizmet Saglayıcılar: 2 / Teknoloji Yaratanlar: 4 / Network Yöneticileri: 8. Degisen teknolojiler, degisen is modelleri ve degisen karlılıklar… Yatırımcılar da bunun ziyadesiyle farkında. Sirketlerin piyasa degerlerine de bu yansıyor. Deger yaratmada artık maddi varlıklar degil, maddi olmayan varlıklar ön plana çıkıyor. Tabii ki bu yerlesik bir inancı da derinden sarsıyor. Sirketler bu sebeple yatırım portföylerinin dengesini sürekli gözden geçirip, gerekli gördüklerinde yeniden yapılandırıyorlar. Sermayelerini ölçeklenebilir ve genisleyebilir bir entelektüel varlık olusturmaya ve deger yaratacak müsteri, ticari ve finansal agları insaa etmeye ayırıyorlar. Peki, birden fazla is modelini benimseyen ve dengeli bir oranda olmasa bile aynı anda uygulayan sirketler var mı? Çok farklı sektörlerde faaliyet gösteren holdingleri bir kenara koyarsak aslında pek de böyle bir tablo ile karsılasmıyoruz. Genelde çogunluk tek bir is modeline odaklanmıs durumda. Ya da en azından çok büyük ölçüde tek modele baglılar. Is modelinde bu tarz radikal dönüsümlerin çok da kolay oldugunu söyleyemeyiz. Sadece trendleri ve teknolojiyi sıkı takip etmek, vizyon sahibi olmak kendi baslarına yeterli degil. En basta yapılması gereken zihinsel olarak bu dönüsümü yapabilmek, degisime gerçekten açık olmak. Bu noktada da isin basındaki liderlere büyük is düsüyor. Özellikle aile sirketlerinde inandıgımız dogrular, o zamana kadar bizi basarılı kılmıs uygulamalar bazen birer engel olarak karsımıza çıkabiliyor. Bunda yetisme kosullarımız ve hangi kusaga ait oldugumuz da bence önemli bir rol oynuyor. Kusaklar böyle degisti: Örnegin sanayi devriminin mirası ile yetismis olan “Baby Boomers” kusagı, dogal olarak “Varlık Insaa Eden” is modelini benimsemisti. Hatta X Kusagının kayda deger bir kısmı için de bunu söylememiz mümkün. X Kusagının en ilginç özelligi ise ele aldıgımız dört farklı is modeline de deneyimlemis olmaları. Günümüzde Baby Boomers’ın is hayatındaki agırlıgı artık azaldı. Y kusagı deseniz, oyuna yeni dahil oldu. Z kusagı ise halen okul sıralarında dirsek çürütüyor. Yöneticilik ve girisimcilik yasının da gittikçe küçülmesi sebebiyle X kusagı su anda kurumsal dünyaya ciddi ölçüde yön veriyor. Özellikle genç yöneticiler “Network Yöneticileri” is modeline daha sıcak bakıyorlar. Müsterileri, tedarikçileri, taseronları, is ortaklarını bir arada yaratmaya, üretmeye, yönetmeye ve kazanmaya tesvik eden sosyal ve ticari agları kurmaya odaklanıyorlar. Kusakların hangi is modelini seçecegini degeri neyin yarattıgı inanç belirliyor. Bazen resim daha da karmasıklasıyor. Özellikle üç kusagın bir arada oldugu aile sirketlerinde fiziki varlıklara yatırım istahı yüksek 1. kusak, hizmet ve teknolojiyi bir arada harmanlayan 2. kusak ve teknolojik dönüsümü dijitallesme ile taçlandıran 3. kusak bir arada çalısıyorlar. Sonuçta kaynaklar sınırsız degil. Deger nerede yaratılacak ise, sermaye de oraya kanalize olmalı. Ancak bu kararlar öyle yazıldıgı gibi kolay alınan kararlar degil. Her ne kadar kültürel ve teknolojik dönüsümler son dönemde yogun bir sekilde yasanmıs olsa da, risk ve getiri eksenindeki alısılagelmis davranıs egilimleri ya da degisime olan asırı istah, is modeli degisikliginde irrasyonel hareketlere sebep olabiliyor. Burada düsülen en büyük tuzak, performansı eski metotlarla ölçmeye devam etmek. Çünkü artık yaratılan degeri salt finansal veriler ile ölçüp yorumlamak yeterli olamıyor. Dogru ölçmedigimiz bir sey hakkında dogru karar almak da çok olası degil. Yatırımcı iliskileri ekseninde bakarsak, is modeli dolayısıyla deger yaratma yöntemi degistikçe; sirketlerin degeri nasıl ölçtükleri, yönettikleri ve de bunu kurumun dısında nasıl anlattıkları da degisiyor. Bu özellikle dijital esigin ötesine geçen firmalarda karsımıza çıkıyor. Büyük veri ile beslenen bambaska performans göstergeleri, yepyeni bir dil devreye giriyor. Evet… Zaman Network Yaratıcılarının zamanı. Tüm çabaları farklı bir bilgi üretmek ve menfaat sahiplerini bu bilgi agının birer parçası haline getirmek. Minimum sermaye ile yenilikçilige dayalı maksimum getiriyi baskalarının iliskileri, fonları ve bilgisini devreye sokarak yaratma sanatını icra etmek... Peki sizin is modeliniz hangisi?