Anasayfa / Keşif / İKİ GÜNDE BİR MASAL: VİYANA

Keşif

  • 459

İKİ GÜNDE BİR MASAL: VİYANA

image

Avusturya'nın başkenti olan Viyana, ülkenin en kalabalık şehri olmasına rağmen yüz ölçümü bakımından en küçük şehridir. Dünya sahnesini sarsan mimarisi, edebiyatı, müziği ve tarihi ile bu ülkenin en küçük şehrinin dünyaya kattıklarına bizzat şahit olmanız için bu sayımızda sizi Viyana'ya davet ediyoruz. Batı Avrupa’nın kapısı sayılan, Tuna nehri kenarındaki Viyana şehrini keşfe çıkıyoruz. Köklü bir kültür ve sanat tarihine sahip olan şehir lise sıralarından da hatırlayabileceğiniz gibi iki kez Osmanlı kuşatmasına girdi. Kuşatmalar başarılı olmasa da Osmanlılar, Viyana‘dan ayrılırken unuttuğu kahve çuvalları ile şehrin kültürüne de kalbine de dokunmayı başardı. Şehir, kahve kokan sokakları, korunmuş mimarisi, gösterişli sarayları, Osmanlılar’ın silahlarından eritilerek yapılmış devasa kilise çanı, meşhur şnitzeli ve dillere destan tatlıları ile tam bir cazibe merkezi. Klasik Batı müziğine olan katkılarıyla adından sıkça söz ettiren Viyana’yı hakkıyla gezmek için haftalar yetmez ancak en azından hakkıyla şöyle bir havasını soludum diyebilmek için en az 2 güne ihtiyacınız olacak. Yolculuğun yorgunluğunu üzerinizden atıp Viyana’nın bozulmamış mimarisinden etkilenerek şehrin sokaklarında dolaşmaya başladığınızda, o şehrin insanı gibi hissetmek istiyorsanız toplu taşımayı tercih etmek doğru bir seçim. Tramvay, metro ya da otobüs hattını kullanarak ulaşmak istediğiniz noktaya kolay ve hızlıca varabilirsiniz. Şehirde görülmesi gereken 3 büyük saray bulunuyor. Geziye şehrin tarihini etkileyen Habsburg Hanedanlığı’nın Viyana’ya armağan ettiği sarayı ziyaret ederek başlayalım; yani Hofburg Sarayı’ndan. Şehrin göbeğinde yer alan saray, Kral Fransız Joseph ve eşi Elizabeth nam-ı diğer Sisi’nin sarayı. Sisi, Viyana tarihine damga vurmuş bir kraliçe. Şehrin her yerinde Sisi’den bahsedildiğine şahit olabilirsiniz. Avrupalı aileler ile arasını hep iyi tutan Sisi, kral eşinin ona olan aşkı, melankolik ruh hali ve anoreksiya oluşu ile tanınıyor. Sisi’nin masalsı hikâyesi Cenova’da seyahati sırasında bir anarşist tarafından bıçaklanarak son buluyor. Hazin sonlu kraliçenin yaşadığı dönemden kalma kullandığı eşyaları görmek için sarayın içerisindeki sergi bölümünü incelemeyi unutmayın. Rotamıza Hofburg Sarayı yakınlarında yer alan, Prens Eugen’e Osmanlı’nın Viyana kuşatmasında gösterdiği üstün başarılardan ötürü yaptırmasına izin verilen Belvedere Sarayı’ndan devam ediyoruz. Tablolarla dolu sarayda, ünlü ressamların uzun süreli sergilerini görmek mümkün. Sarayın içerisinde, Viyana’nın her köşesinde hediyelik eşyalarına denk geleceğiniz, ünlü sembolist ressam Gustav Klimt’in eserleri de yer alıyor. Saray ziyareti ardından içerisinde Picasso’dan Monet’e pek çok sanatçının eserleri bulunan sanat müzesi Albertina, ünlü ressamlardan daha fazla eser görmek için iyi bir alternatif. Şehirde gezdikten sonra yemek molası verme ihtiyacınız olduğunda ne yiyeceğiniz konusu sizin için muamma olmasın. Çünkü şnitzelin memleketindesiniz. Şehrin en popüler şnitzel restoranlarından biri olan Figlmüller’de şnitzel yiyerek turistlik görevinizi yerine getirin. Yemek yerken tatlıya yer ayırmayı unutmayın. Kraliyet sertifikası bulunan ve tüm kraliyet tatlılarının yapıldığı Demel Pastanesi’ne uğrayıp kendinizi şımartın. İkinci günün sabahındaki enerjinizle üçüncü ve bizim rotamızdaki son saray, Dünya Kültür Mirası Listesi’nde yer alan Schönbrunn Sarayı’nı gezmeye başlıyoruz. Mesafe olarak şehir merkezinden biraz daha uzak olmasına rağmen saraya ulaşım gayet kolay. Binden fazla odası olan saray, Fransa’da bulunan Versailles Sarayı’ndan örnek alınarak yaptırılmış. Habsburg Hanedanı’nın yazlık sarayı olarak kullanılmış. Viyana’nın incisi olan sarayda Avusturya’nın güçlü kadınlarından biri olan Maria Theresia’nın da odası mevcut. On altı çocuk sahibi olan Theresia, tarihte kızlarının hepsini Avrupa’nın önde giden soylularıyla evlendirmesiyle meşhur. Çocuklarından biri ise hepimizin zihninde Fransız ihtilali sırasında “Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler “ cümlesi ile yer eden Marie Antoinette. Sarayın dışı kadar içi de dönemin ihtişamıyla göz kamaştırıyor. Saray ziyaretinden sonra şehrin merkezine geri dönüp Viyana’nın sembol yapılarından biri haline gelen, Heldenplatz Meydanı’nda bulunan ve son halini alana kadar 3 kez inşa edilen Gotik yapıdaki St. Stephans Katedrali ile geziye tam gaz devam ediyoruz. Görkemli Katedral Viyana’nın Başpiskoposluğu’nun ana kilisesi. Katedralin içerisinde bulunan 20 tonluk çan, Osmanlı’nın Viyana Kuşatması’nın ardından geride bıraktıkları top ve silahların eritilmesi ile yapılmış. Çan kulesinin tepesine ulaşmak için üç yüzden fazla merdiveni çıkmanız gerekiyor. Yukarıdaki manzara için merdivenleri çıkmaya değer. Katedralin yorucu merdivenlerinden sonra bir kahve molası verme zamanı! Şehrin en eski kahvecilerinden biri olan 1876 yılında açılmış Cafe Central’a uğrayıp kahve içerek yorgunluğunuzu atabilirsiniz. Bir rivayete göre Viyana halkı kahve ile Osmanlılar sayesinde tanışmış. Anlatılana göre Viyana Kuşatması’ndan geri çekilen Osmanlı askerleri, kahve çuvallarından birini şehirde unutuyor. Unutulan bu çuvalın bulunmasıyla da Viyana’nın kahve kültürü doğuyor. O zamanlardan günümüze gelen kahve kokusu, Viyana’nın tüm sokaklarını sarıyor. Lezzetli bir kahvenin ardından merkezde gezerken Meşhur Avusturyalı sanatçı Hundertwasser’in kendi ismiyle anılan avangart tarzda tasarladığı, rengârenk evler, sokakları keşfederken uğrayabileceğiniz bir nokta. Bina yaşayan bir müze ve ev sahipleri tarafından kullanılıyor. Çatısında yemyeşil bir bahçesi bile var. Binanın alt katında bulunan lavaboları ziyaret ederseniz evlerin içlerinde bahsedilen zemin gibi yerlerin bile yamuk tasarlandığını, düz olmadığını görebilirsiniz. Viyana’da akşam yapılabilecek en iyi aktivitelerden biri operaya gitmek. Zaten operanın temsilcisi ve Wolfgang Amadeus Mozart’ın memleketi bu şehre gelmişken kulaklarınızın pasını silmeden dönmek olmaz. Staatsoper Opera Binası dışarıdan tüm görkemi ile gözlerinize mimari bir şölen yaşatırken içeriden yükselen opera ve klasik müzik sesleri ile kulaklarınızdan yol alıp ruhunuza sesleniyor. Binada neredeyse her gece konserler düzenleniyor. Sıra ve yer konusunda sorun yaşamamak için önceden bilet almak önemli. Fakat önceden bilet almamış olsanız bile spontane bir kararla konsere gitmek isterseniz konser saatinden önce konseri ayakta dinleyebileceğiniz son anda satılan ucuz biletlerden faydalanabilirsiniz. Konseri yakalama fırsatınız olmazsa sanatçıların odalarını ve sahne arka planının ruhunu anlamak isteyenler için sahne arkası gezileri düzenleniyor. Binanın konser dışında göremediğiniz iç güzelliklerini keşfetmek için sahne arkası turları harika bir fırsat. Konserden sonra şnitzel yemeye doyamayanlar için önerimiz, Figlmüller kadar ünlü olmasa bile, lezzetli şnitzeller yapan Schnitzelwirt. Yemekten sonra günü mutlu sonlandırmak için sırada meşhur Sacher Torte tatlısının mucidi Cafe Sacher var. Sacher Torte tatlısı yoğun bir kek katmanının üzerine kayısı marmeladı konulması ve üzerinin yoğun çikolata ile kaplanmasıyla elde ediliyor. Viyana, müziği, yemekleri, sanat eserleri, mimarisi ile tüm duyularınıza hitap eden bir şehir. Mutluluk ve bir şehir arasındaki bağlantıyı görmek için Viyana’yı mutlaka ziyaret edin.