Türkiye’de son 10 yılda yeşil enerjiye 20 milyar dolara yakın bir yatırım yapıldı. Bunun sonucunda Türkiye’de yenilenebilir enerjide kurulu güç, 44 bin 767 megavata ulaştı. Bu alandaki yatırımların artarak devam etmesi bekleniyor. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) “Yenilenebilir Enerji 2019 (Renewables 2019)” raporuna göre 2024 yılında Türkiye’nin yenilenebilir enerji kapasitesi yüzde 50 artacak ve Avrupa’da en fazla yenilenebilir enerji kurulu gücü bulunan ilk beş ülke arasına girecek.
DÜNYA NÜFUSUNUN çoğalmasıyla birlikte enerji ihtiyacı da her geçen gün artıyor. Buna karşın fosil yakıt rezervi hızla tükeniyor. Dahası fosil yakıt kullanımına bağlı olarak yaşanan küresel iklim değişikliği ülkeleri yenilenebilir ve hammadde bağımlısı olmayan güneş, rüzgar, jeotermal, hidrolik ve biyokütle gibi enerji kaynaklarına yönlendiriyor. Artık dünyanın birçok ülkesi yeni enerji üretim yatırımlarını yeşil enerji odaklı yapıyor. Türkiye’nin ise bu yolda mottosu; ‘Daha çok yerli, daha çok yenilenebilir.’ Türkiye bu mottosunu, enerjide ortaya çıkan sorunları bertaraf etme konusunda gösterdiği çalışmalarla tekrarladı. Başta hızlı nüfus artışına bağlı olarak artan enerji gereksinimi, enerjide dışa bağımlılık, enerji tasarrufu, enerji yönetimi ve planlaması, yasal düzenlemeler ve özellikle denetleme ve kontrol mekanizmalarının yeterli çalışmaması gibi konuları gündemine alan enerji politikalarıyla dikkat çekti. Geriye dönüp baktığımızda, Türkiye’nin enerji planlamasında stratejik önem taşıyan büyük hamleleri, 1935 yılında ilk olarak gerçekleşti. Bu yılı ETKB’nin (Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın 1963’de kurulması takip etti. 2007 yılında yürürlüğe giren Enerji Verimliliği Kanunu ise yeni bir dönüşüm sürecini başlattı. 2012 yılında yayımlanan Enerji Verimliliği Strateji Belgesi ile 2023 yılı enerji verimliliği hedefleri oluşturuldu ve Ulusal Enerji Verimliliği Eylem Planı hazırlanarak etkin bir biçimde uygulamaya geçirildi. Bugün ise 2023’e kadar Ulusal Enerji Verimliliği Eylem Planı kapsamında bina ve hizmetler, enerji, ulaştırma, sanayi ve teknoloji, tarım ve yatay konular olmak üzere toplam altı kategoride tanımlanan 55 eylem, Türkiye’nin birincil enerji tüketiminin yüzde 14 azaltılması üzerine odaklı. Bu çok amaçlı bakış stratejisi için sürdürülebilir kavramına odaklanmak gerekiyor. Sürdürülebilirlik kısaca, “üretebilme yeteneğinin yakın gelecekte korunması” anlamını taşıyor. Türkiye ve dünya ülkelerinde sosyal ve ekonomik kalkınmanın temel girdisi olan enerjiye gün geçtikçe daha çok gereksinim duyulması, dünyanın enerji kaynaklarının sınırlı olması ve sürekli azalan yönde artış göstermesi gerçeğinin daha geniş kesimlerce anlaşılması ülkeleri, enerji politikalarını yeniden gözden geçirmeye ve enerjiyi etkin kullanmaya yöneltiyor. Türkiye’nin enerji politikalarında yaşadığı süreci anlatırken, bir zamanlar çantacı olarak tabir edilen kişileri anmadan ve Kemal Sunal’ın “İnatçı” filmini hatırlamadan geçmek olmaz. Köy meydanında muhtar ve ileri gelenleri biraraya toplayıp, ucuz arsa almak için yaptığı konuşmayla öne çıkan Sunal, filmde o günlerin en çok konuşulan konularından birini gündeme getirmişti. Gerçekten de 2000’li yılların başlarında köy kahvelerini gezerek, köy muhtarlarıyla ucuza arazi ve arsa kapama görevini yapan “çantacılar,” lisans alan ama yatırıma geçmeyip, bu lisansları fahiş fiyatlarla başkasına devreden kişiler olarak bir dönem Türk enerji piyasasını epey meşgul etti. Bu durum ilk kez enerji sektöründe rüzgar enerjisi lisans başvurularında öne çıkmıştı. Çantacı kavramı daha sonra güneş enerjisi yatırımlarında da duyulmaya başlandı. Tarım dışı arazileri kapatan firmalar yatırım yapmak isteyenlere fahiş fiyatlarla bu arazileri satıyor ve çeşitli internet siteleri üzerinden enerji projelerine uygun tarım dışı arazi ilanları veriliyordu. Bu süreç uzun bir süre yatırım maliyetlerini etkiledi. Herhangi bir sermayesi olmayan ancak spekülatif faaliyetlerle para kazanmak isteyen işadamlarını anlatan “çantacılar” ülke ekonomisine zarar verdi. Pek çok sosyal amaçlı ve özellikle belediyeler eliyle hayata geçirilmeye çalışılan projeler, trafo merkezlerindeki kapasitelerin kapatılmasından dolayı hayata geçirilemedi. Kısaca lisanssız elektriğin çivisi çoktan çıkmıştı. Bu süreç, enerji sektöründe iki şeyi öne çıkardı. Yerli sermayeli GES yatırımcıların aktif olmasını ve ekipmanların Türkiye’de üretilmesini...


GELELIM BUGÜNE...
Türkiye, rüzgar, jeotermal ve güneş enerjisi açısından önemli kaynaklara sahip. Bu kaynakların geliştirilmesi, gerek iklim değişikliğiyle mücadele, gerekse enerjide ithal ve fosil yakıt bağımlılığının aşılması açılarından hayati öneme sahip. Zaten hükümetin ekonomi programında da enerji sektöründe verimlilik ve yerlileştirme teknolojileri yatırımları ön planda. Enerji Verimliliği Ulusal Eylem Planı çerçevesinde enerji girdi maliyetleri azaltılırken, Türkiye Varlık Fonu, petrokimya, madencilik ve yerli kaynağa dönük enerji üretimi alanlarında özel sektör iş birliklerine dayanan sabit sermaye yatırımlarında yer almayı planlıyor. Güneş, rüzgâr, biyokütle, yenilenebilir enerji ve yerli kömür kaynaklarının elektrik üretimindeki payının artırılması hedeflenirken, YEKA modeli ile bu enerji teknolojilerinin yerlileştirilmesi desteklenecek. Hükümetin hedefi 2023 yılına kadar yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik üretimindeki payının yüzde 38.8’e çıkması. Peki bu mümkün mü?
Başta rüzgâr ve güneş olmak üzere yenilenebilir enerji kaynakları açısından yüksek potansiyele sahip olan Türkiye,
özellikle 2010 yılından bu yana ilgili teşvikleri düzenleyen mevzuatın yürürlüğe girmesi ile yerli ve yabancı yenilenebilir
enerji yatırımcılarını çekmeye devam ediyor. Sadece 2019’da Türkiye enerji sektörünün kurulu gücü 2 bin 700 MW arttı. 2 bin 700 MW yatırımın santral teknolojilerine ve maliyetlerine göre dağılımı dikkate alındığında; termik 986 MW/1,2 milyar dolar, güneş 831 MW/660 milyon dolar, rüzgar 550 MW/440 milyon dolar, jeotermal 232 MW/350 milyon dolar olmak üzere toplam yatırım bedeli 3,2 milyar dolar civarında. Yürürlükte olan lisanslar ve inşaatı devam tesisler ele alındığında, 2020’de kurulu güçte yaklaşık yüzde 2 artışla 93 bin MW’a ulaşılması bekleniyor. Önümüzdeki yıl beklenen bin 500-2 bin MW’lık kurulu güç artışının yüzde 80 gibi büyük bir oranı ise yenilenebilir kaynaklar vasıtasıyla gerçekleşecek.
Farklı mevzuatların 2010’da devreye girmesiyle Türkiye, yenilenebilir enerjide yerli ve yabancı yatırımcıları çekmeyi başarıyor.
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) “Yenilenebilir Enerji 2019 (Renewables 2019)” Raporu’na göre küresel yenilenebilir enerji kapasitesinin 2019-2024 döneminde yüzde 50 artarak 3 bin 721 gigavata yükseleceği hesaplanıyor. Bu dönemde, dünya yenilenebilir enerji kurulu gücüne bin 200 gigavat kapasite eklenecek. Çin, 2024’te dünyadaki kurulu yenilenebilir enerji kapasitesinde bin 219 gigavatla ilk sırada gelirken, Çin’i 411 gigavat temiz enerji kapasitesiyle ABD izleyecek. ABD’yi 235 gigavat kapasitesiyle Hindistan, 166 gigavatla Almanya, 156 gigavatla Brezilya, 153 gigavatla Japonya takip edecek. Kanada 107, İspanya 81, Fransa 80 ve İtalya 68 gigavatla yenilenebilir enerji kurulu gücü en yüksek olan ilk 10 ülke arasında yer alacak.
Türkiye’nin ise 2024’te 63 gigavat temiz enerji kapasitesine ulaşacağı öngörülüyor. Türkiye’nin 42 gigavat seviyesindeki mevcut yenilenebilir enerji kurulu gücü, 2024’te yüzde 50 artmış olacak. Bu artışla Türkiye; Almanya, İspanya, Fransa ve İtalya ile Avrupa’da en fazla yenilenebilir enerji kurulu gücü bulunan ilk 5 ülke arasına girecek. Türkiye, bu değerle dünya sıralamasında ise 11’inci sıraya yükselecek. Türkiye’nin 2018 sonu itibarıyla 5,1 gigavat seviyesinde bulunan güneş enerjisi kurulu gücü, 2024’te iki kat artışla 15,1 gigavata yükselecek. Güneş enerjisindeki ilave 10 gigavat kapasite artışının 3,7 gigavatı dağıtık enerji sistemlerinden sağlanacak. Rüzgar enerjisi kapasitesi de 2018’e göre yüzde 84 artarak 2024’te 12,9 gigavata ulaşacak. Bu dönemde, rüzgar enerjisinde 5,9 gigavat ilave kapasite devreye girecek. Aynı dönemde hidroelektrik kapasitesi 2018’e göre yüzde 11 büyümeyle 31 gigavata çıkacak. Türkiye’nin biyokütledeki kurulu gücü 900 megavat artışla 1,5 gigavata, jeotermal enerjideki kurulu gücü ise 800 megavat artışla 2,1 gigavata yükselecek. Kısacası rapora göre Türkiye’de 2019-2024’te yaklaşık 21 gigavat temiz enerji kapasitesi devereye alınacak.

YEŞİL ENERJİ YATIRIMLARI ARTIYOR Peki yatırımcı açısından Türkiye’de yenilenebilir enerji yatırımları ne kadar cazip? Ernst&Young’un 40 ülkede yenilenebilir enerji ortamlarını incelendiği Yenilenebilir Enerji Çekiciliği Endeksi’nin 53’üncü sayısı geçen yıl yayınlandı. Bu endekse göre endeksin ilk sırasında Çin, ikinci sırasında ABD, üçüncü sırasında ise Fransa yer aldı. Türkiye ise bir önceki çalışmaya göre dört sıra gerileyerek 22’inci sırada yer aldı. Peki neden geriledi Türkiye? Çalışmada 1 GW kapasite hakkı için düzenlenecek YEKA GES-2 ile deniz üstü rüzgar YEKA projesi için düzenlenecek yarışmaların herhangi bir resmi açıklama yapılmadan ertelendiği, sektörde bunun nedeni olarak yeterli teklif gelmemesinin tahmin edildiği ifade edildi. 2017’de karasal rüzgar ve güneş enerjisi için gerçekleştirilen yarışmalarda 1 GW’lık kapasite yarışmalarının başarılı şekilde gerçekleştiği fakat o dönemden beri ekonomik görünümün keskin şekilde kötüleştiği ve yeni projelerin finanse edilmesinin zorlaştığı kaydedildi. Bununla birlikte biyokütle projelerinin hız kazandığına vurgu yapıldı. Çalışmada bu eğilimde 13,3 ABD Dolar-sent olarak uygulanan alım garantisi, yerli ekipman kullanımına teşvik sağlanması ayrıca ülkenin enerji sektöründeki liberalizasyon gösterildi.

YATIRIMDA BÜYÜK HEDEFLER EY’nin çalışmasında teşviksiz yenilenebilir enerji projelerinin de yaygınlaşmaya başlaması ile birlikte bunun yatırımcılar açısından “tüccar riski” doğurduğuna dikkat çekildi. Ayrıca 2018’de hükümet teşvikleri yerine kurumsal ikili alım anlaşmalarına dayanan projelerin gücünün 2017 yılında 6,1 GW iken, 2018’de ise 13,4 GW’a yükseldiğinin de altı çizildi. Ancak buna rağmen dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yenilenebilir enerji konusunda ciddi bir iştah var. Böyle düşünen kişilerden biri olan BBVA Araştırma’nın Türkiye Başekonomisti Alvero Ortiz, Türkiye’de yenilenebilir enerji fiyatlarının düşmeye devam edeceğini söylüyor. Türkiye’de yatırımcı dostu bir pazar olduğunu dile getiren Ortiz, ancak yatırımcının tahmin edilebilirlik ve öngörülebilirlik istediğini o yüzden yenilenebilirle ilgili mekanizmaları oluştururken bunun sürdürülebilir olduğuna emin olmak gerektiğinin altını çiziyor. Türkiye’de yatırımları olan rüzgar enerjisi şirketi EDPR’nin Global İş Geliştirme Direktörü Pedro Almeida ise bir ülkeye yatırım yapmadan ilk olarak kaynağa sonra da bölgenin ve para biriminin istikrarına baktıklarını söylüyor, Almeida konuşmasını şöyle sürdürüyor: Güçlü bir enerji politikasına sahip olmak da önemli. İnsanlar rüzgarın en çok estiği yerlere gitmiyorlar. Şebekenin büyütülmesi ve aktarılması çalışmaları da önemli. Yenilenebilir penetrasyon da önemli. Politika değişikliğinden hoşlanmıyoruz. Ülkede uzun vadeli kalmak ve yeni nesillere hizmet vermek istiyoruz. Destek mekanizmalarında istikrar bekliyoruz.” Akfen Yenilenebilir Enerji Genel Müdürü Kayrıl Karabeyoğlu ise Türkiye’nin yenilenebilir enerjide hangi noktada olduğunu açıklarken, Türkiye’nin Avrupa’nın hidroelektrikte ikinci en büyük potansiyele sahip ülkesi olduğunu, bu ekonomik potansiyelin ise şu an yüzde 60-65’inin kullanıldığına dikkat çekiyor ve ekliyor: “Rüzgar ve güneşte çok büyük bir potansiyel mevcut. Rüzgarda andaki kurulu güç, ekonomik potansiyelin sadece yüzde 15-20’sini temsil ediyor. Türkiye rüzgarda yaklaşık 8000 MW, güneşte 6000 MW seviyesine geldi ama daha kat edilmesi gereken çok yol olduğunu düşünüyoruz.” Karabeyoğlu, rüzgar ve güneşte toplam 80-100 bin MW’a çıkılabilineceğini, bu potansiyelden yararlanabilmek için herşeyden önce hukukî ve düzenlemeler açısından belirsizliklerin giderilmesinin gerekli olduğuna dikkat çekiyor ve konuyla ilgili olarak sözlerini şöyle sürdürüyor: “YEKDEM mekanizmaları, piyasa fiyatlarında şeffaflık, kanun ve düzenlemelerde süreklilik şart. Eğer bunlar sağlanırsa sektöre yerli ve yabancı yatırımcı ve finansman kuruluşun ilgisi tekrar çekilebilir.” GCM Yatırım Ekonomisti Enver Erkan ise BİST’te net döviz açığı açısından en riskli sektörlerin başında enerjinin geldiğini söylüyor. Enerji şirketlerinin kısa vadeli borçlarının aktiflerine oranı ele alındığında borçluluk oranının yüksek olduğunu kaydeden Erkan, “Döviz borçluluğu ve faizlerdeki artış faaliyet dışı finansal giderleri artırıp kârlılığı baskılıyor” açıklamasını yapıyor. Enerji Uzmanları Derneği Başkanı Mehmet Ertürk ise enerji alanında özellikle son 15 yılda atılan adımların önemli olduğunu söylüyor ve “Hidrokarbon kaynaklar açısından pek şanslı olmasak da rüzgar ve güneş gibi yenilenebilir enerji kaynaklarımızı layıkıyla değerlendirebilirsek bu zorlu coğrafyada etkin bir enerji aktörü olma kimliğimizi perçinleyebiliriz” diyor.
YERLİ EKİPMAN VE DEPOLAMA
Bir taraftan enerji yatırımları devam ederken, yerli enerji ekipmanı üretimi ve depolama alanlarında da yatırıma ihtiyaçlar öne çıkıyor. Türkiye’nin son 10 yılda ortalama 40-44 milyar dolar düzeyinde yakıt ithali yapıldı. Yenilenebilir enerji yatırımları Türkiye’nin bu masrafını düşürmek için harika bir yol oldu. Ancak bununla birlikte hali hazırda 7 bin MW düzeyindeki rüzgar ve 6 bin MW düzeyinde olan güneş enerjisi yatırımları için 7-8 milyar dolar düzeyinde ekipman ithalatı yapılması da dikkati çekiyor.
BBVA Araştırma'nın Türkiye Başekonomisti Alvero Ortiz, Türkiye'de yenilebilir enerji fiyatlarının düşmeye devam edeceğini söylüyor.
Bu doğrultuda yerli ekipman üretimi Türkiye için çok önemli. EBRD’nin Türkiye Başkan Vekili Şule Kılıç, Türkiye’nin artık daha çok enerji ekipmanı ve teknolojisi tedariki tarafına yönelerek ayrı bir tedarikçi geliştirme stratejisi olması gerektiğini söylüyor. Yerli katkı payının ekipmanın Türkiye’de yerel bir üreticiden alınması durumunda verildiğini söyleyen Kılıç, küresel ekipman üreticilerinin Türkiye’ye yatırıma davet edilerek bazı yatırım teşviklerinin sağlanmasının daha faydalı olduğunu dile getiriyor. Kılıç, Türkiye için verimlilik kadar enerji güvenliği yatırımlarının da kritik olduğunu ve bu kapsamda yüzer sıvılaştırılmış gaz depolama ve gazlaştırma ünitesi (FSRU) projelerini önemsediklerinin de altını çiziyor. FSRU projelerinin doğal gazda kaynak çeşitliliğini sağlayarak boru gazı ithalatına bağımlılığı azalttığına işaret eden, Kılıç, sözlerini şöyle sürdürüyor: “FSRU inşa etme, kiralama veya satın alma ve doğal gaz depolama tesisi yatırımı planlayan özel sektör oyuncuları yeni finansman yöntemlerine başvurabilir. Özel sektörün üzerinde çalıştığı birtakım gaz depolama projeleri var. Burada doğru yapıların kurulması, hem gaz depolama hem de FSRU projelerinin artırılmasını sağlayarak enerji güvenliğine katkı sunacaktır. Türkiye’nin uzun vadeli kontratlara bağlı kalmaması ve daha rekabetçi fiyatlarda gaz kullanabilmesi için FSRU yatırımları çok iyi alternatif olabilir.”
YEŞİL ENERJİ VE KORONAVİRÜS ETKİSİ Yeşil enerji konusunu son dönemde etkileyecek asıl önemli değişim ise Koronavirüs. Salgın tüm sektörleri etkilediği gibi yenilenebilir enerjiye karşı da ciddi tehditler oluşturdu. Rüzgar enerjisi sektöründeki türbin komponent üretimlerinde ve türbin bakımlarında salgının ciddi aksaklıklara neden olduğu biliniyor. Dünyada ve ülkemizde rüzgar enerjisinden elde edilen elektrik üretimini de etkileyen Koronavirüs salgını, rüzgar türbinlerinin üretimini ve bakımlarını tehdit ediyor. 2020 yılı, salgın öncesinde sektöre pozitif katkı sağlayacak bir yıl olarak beklenirken, rüzgar enerjisi adına dünya genelinde yatırım ve üretim çıktılarında ciddi etkiler bırakacağı bir yıl olarak gözlemleniyor. Birçok türbin üreticisinin, salgının çıktığı ülke olan Çin’den gerekli ekipmanları tedarik edemediğini, bakım ve onarımlardaki çalışan gücünün ise salgın ve alınan tedbirler sebebiyle aktif kullanılamadığına dikkat çekiliyor. Dünyada ve ülkemizde temiz enerji adına yükselen bir grafik çizen rüzgar enerjisi, salgının sahip olduğu tehditler ve yarattığı olumsuz etkilerden dolayı aşağı yönlü hareket edebilir. İspanya ve İtalya’da rüzgar türbini için gerekli üretimleri sağlayan fabrikaların çalışanlarında salgına yakalananların olmasından kaynaklı çalışmaları durdurması ve birçok üretici firmanın Çin’den ekipman alma konusunda sıkıntılar yaşaması, rüzgar enerjisi sektörünü ciddi derecede etkiliyor. Binlerce kişinin ölümüne yol açan ve insanların panik ve endişeyle evlerine kapanmalarına neden olarak hayatı olumsuz etkileyen Koronavirüsü salgınının tüm dünyayı etkisi altına almasından sonra, dünya genelinde pek çok fabrika üretimi durdurdu, araç kullanımı azaldı, uçuşlar neredeyse tamamen durdu. Tüm bunlara bağlı olarak fosil yakıtların tüketimi de azaldı ve bu nedenle özellikle sanayinin ve nüfusun yoğun olduğu bölgelerdeki hava, son yıllarda hiç olmadığı kadar temiz. Dünyada havası en kirli şehirler arasında yer alan Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’de bile hava kalitesi indeksi bu sıralar 50’nin altında. Tabii sadece bir ülkedeki değişime bakarak tüm dünya için bir genelleme yapmak doğru olmaz. ABD ve dünyanın diğer bölgelerinde de hava kalitesinde benzer bir iyileşme mevcut. Sanayi anlamında dünyanın en gelişmiş ülkelerinden olan Çin’de de salgın nedeniyle başlatılan karantinadan sonra hava kirliliğinin önemli ölçüde azaldığına dair haberler mevcut. ABD’nin Colorado Üniversitesi’ndeki bir atmosfer araştırmacısı, ABD’nin batı yakasının salgın başladıktan sonraki uydu görüntüsünü kaydetti ve bu görüntüyü salgından önceki görüntülerle karşılaştırdı. Eninde sonunda salgın bitecek ve dünya her zamanki düzenine geri dönecek, ancak bu tablo hayal değil. Bunun için tüm dünyanın hızlı bir şekilde elektrikli araçlara geçiş için gerekli adımları atması gerekiyor. Dünya genelinde hava kalitesinin iyileşmesi için fabrikaların da fosil yakıtlar yerine yenilenebilir enerji kullanmaya başlamaları şart. Aksi takdirde küresel iklim değişikliği, önümüzdeki yıllarda bu salgından çok daha büyük felaketlere yol açabilir.
