Köklü kültür-sanat kurumlarının yanı sıra büyük ölçüde korunmuş tarihi atmosferiyle dünyanın en çok ziyaret edilen kentlerinden biri olan Londra, sadece kültür gezginlerinin değil gurmelerin ve alışveriş tutkunlarının da favori kentlerinden. Herkesin farklı tanıdığı bir ülkedir İngiltere… İngiltere deyince akla gelen başlıca imgeler arasında; Londra’ya özgü siyah taksiler, iki katlı kırmızı otobüsler, karakteristik telefon kulübeleri ve geleneksel publar ile İngilizlerin ünlü siyah birası da sayılabilir. Kısaca “Birleşik Krallık”, tam adıyla “Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı”, İngiltere, Galler ve İskoçya’nın oluşturduğu Büyük Britanya ile Kuzey İrlanda’dan başka, aralarında Cebelitarık, Bermuda, Falkland, Turks and Caicos Adaları bulunan 10’dan fazla küçük ülkeyi kapsıyor. Birleşik Krallığın toplam 61 milyon olan nüfusunun 51 milyonu İngiltere’de, bunun da 8,3 milyonu ise Londra’da yaşıyor. İngiltere’nin başkenti Londra aynı zamanda Birleşik Krallığın da başkenti olarak, bir zamanlar “Üzerinde Güneş Batmayan İmparatorluk” olarak adlandırılan ve sınırları itibariyle bugünkünden çok daha büyük bir coğrafyaya hükmediyordu. ROMALILARDAN BUGÜNE… 2 bin yıl kadar önce Romalılar tarafından Thames Nehri kenarında kurulan Londra her yıl 30 milyondan fazla turist ağırlar. Londra Kulesi olarak anılan Kale ile yanındaki Kule Köprüsü’nden başlayacak olursak, Londra’nın tarihi atmosferine ilk adımı atmış oluruz. Bir zamanlar kraliyet ailesinin yaşadığı kalede; mücevherlerle süslü kraliyet tacının ihtişamı ile işkence odalarının dehşeti bir arada görülebilir. Londra’nın simgelerinden Kule Köprüsü’nden kent merkezine bakışta, yüksek kubbesiyle hemen dikkat çeken 14. yüzyıl eseri Aziz Paul Katedrali’ne, buradan kısa bir yürüyüşle ulaşılabilir. II. Dünya Savaşı’nda Londra bombalanırken hasar almadan kurtulan tarihi katedrale dileyenler Thames’in karşı kıyısından yayalar için yapılan zarif Milenyum Köprüsü’nü geçerek gelebilirler. Londra’nın bir diğer ünlü anıtı ise, İstanbul’un Taksim Meydanı gibi kentin başlıca buluşma noktalarından biri olan Trafalgar Meydanı’nın ortasında yer alan ve üzerinde İngiliz Amiral Nelson’un heykelinin bulunduğu dikilitaştır. Londra’nın diğer tarihi mekânlarından Parlamento ve bitişiğindeki Big Ben ile Buckingham Sarayı da Thames kenarında, Westminster semtinde yer alır. Adını bulunduğu semtten alan manastır ile gene adını bulunduğu sokaktan alan İngiltere başbakanlarının resmi konutu “Downing 10” da Parlamento ve Big Ben gibi Westminster’in önemli ilgi odaklarındandır. “0 MERIDYEN” Ünlü “Konuşma Köşesi”yle Londra’nın en tanınmış parkı olan Hyde Park ve yanındaki Marble Arch da kentin en çok merak edilen yerlerinden biri. Hyde Park’dan başka Londra Hayvanat Bahçesi’ne de ev sahipliği yapan Regent’s Park ile bunlar kadar büyük olmasalar da Buckingham Sarayı’nın önündeki Green Park ve St. James’s Park vazgeçilmez dinlenme alanlarındandır. Londra’ya gelmişken Greenwich Parkı’na da uğramayı ve parkın en yüksek noktasındaki Kraliyet Gözlemevi’ni gezdikten sonra bahçesinden geçen “0 Meridyen” çizgisi üzerinde fotoğraf çektirmeyi ve de sertifikanızı almayı unutmayın. Greenwich’de ayrıca Londra’nın en önemli müzelerinden bir olan Ulusal Denizcilik Müzesi bulunmaktadır. MÜZELER BAŞKENTI Londra’yı dünya müzelerinin başkenti diye nitelemek yanlış olmaz. Tarih öncesi çağlardan günümüze çok geniş bir koleksiyona sahip olan İngiliz Müzesi ve Büyük Patlama’dan başlayarak dünyamızın geçirdiği tüm evrelerin görülebileceği Doğa Tarihi Müzesi ile kent müzelerinin en başarılı örneklerinden bir olan Londra Müzesi ücretsiz olarak gezilebilir. Aralarında Posta Müzesi, Bilim Müzesi, Jeoloji Müzesi, Darwin Müzesi ve Planetaryum’un da bulunduğu daha pek çok müzeye ev sahipliği yapan Londra’da; Planetaryum’un yanındaki Tussaud Mumya Müzesi ve ayrıca Londra Zindanları, Sharlok Holmes Müzesi ve Piccadilly Meydanı’ndaki “Guiness Rekorlar Müzesi” yerine açılan “İster İnan İster İnanma Müzesi” gibi çeşitli turistik müzeler de meraklıları tarafından gezilebilir. Her ekolden 2 binden fazla resmin sergilendiği Ulusal Galeri ve bitişiğindeki Ulusal Portre Galerisi ile tarihi binalarında birbirine komşu Saatchi Gallery ve County Hall ve de Tate’in iki büyük galerisi Londra’nın en az müzeleri kadar ilgi gören sanat mabetleridir. 1897’de açılan Tate Britain’de daha çok klasik eserler sergilenirken 2000’de eski bir enerji santralinden dönüştürülen Tate Modern’de ise çağdaş koleksiyonlar görülebilir. EFSANEVI MÜZIKALLER VE TIYATRO Onlarca yıldır sahnelenen Opera’daki Hayalet, Miss Saigon, Kediler, Aslan Kral, Sefiller, Mamma Mia vb müzikaller için aylarca önce satılan iyi yerlerdeki koltuklar ile son dakikaya kalan ucuz yerler arasında bütçenize göre seçim yapmak size kalmış. Londra’nın dünya çapında sanat merkezlerinden; Barbican Centre ve South Bank Centre klasik müzik dinleyicilerine, South Bank bitişiğindeki Ulusal Tiyatro modern salonlarıyla ve çok yakınındaki 400 yıllık Shakespeare Globe Tiyatrosu ise tarihi atmosferiyle tiyatro tutkunlarına hitap eder. Londra’ya gelmişken Royal Albert Hall’de mutlaka bir etkinliğe katılın, unutmayın Londra’da bir müzikal ya da opera olmazsa olmaz!