Anasayfa / Keşif / BALKANLARIN KAYIP ŞEHRİ ÜSKÜP

Keşif

  • 539

BALKANLARIN KAYIP ŞEHRİ ÜSKÜP

image

Makedonya'nın başkenti Üsküp, çok dilli, çok kültürlü yapısıyla Osmanlı'dan devraldığı hoşgörü geleneğini sürdürüyor. Birçok kez depremlerle neredeyse yerle bir olan kentte ayakta kalmayı başaran Osmanlı yapıları da kentin bu özgün karakterini korumasına yardımcı oluyor. Firûze kubbelerle bizim şehrimizdi o; Yalnız bizimdi, çehre ve rûhiyle biz’di o. Üsküp ki Şar-dağ’ında devâmıydı Bursa’nın Bir lâle bahçesiydi dökülmüş temiz kanın. Türkçe’nin en büyük şairlerinden Yahya Kemal Beyatlı’nın “Kaybolan Şehir” adlı şiirinden alınmış bu dizeler sadece Beyatlı için değil, birçoğumuz için Üsküp’e olan sevgi ve hasretin en güzel ifadeleri olsa gerek. Gerçekten de Üsküp’ün tüm Balkan şehirleri arasında ayrı bir yeri olduğu kuşkusuz. Bunun nedenini de yine Beyatlı’dan devam ederek anlamak mümkün: “Üsküp Yıldırım Bayazıd Han diyarıdır ve evlâd-ı Fâtihân’a onun yâdigârıdır.” Gerçekten de 1392’de Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk Uçbeylerinden Yiğit Paşa tarafından fethedilen ve 520 yıl boyunca önce Rumeli Eyaleti’ne bağlı Üsküp Sancağının, vilayet sistemine geçilmesinden sonra da Kosova Vilayetinin merkezi olan Üsküp, hâlâ Osmanlı’nın izlerini taşıyor. 1912’deki Balkan Savaşı’nın ardından imzalanan Londra Antlaşmasıyla Sırbistan Krallığı’na bırakılan kentte yaşayan Türklerin büyük bölümü Türkiye’ye göç etmek zorunda kalmış. Büyük bir göç dalgası da 1950’li yılarda yani Yugoslavya’nın kurulmasının ardından yaşanmış. Yine de bugün nüfusu 2 milyonun biraz üzerinde olan Makedonya’da 100 bine yakın Türk’ün yaşadığı tahmin ediliyor. Çok kültürlü, çok dinli ve çok dilli bir ülke olan Makedonya’nın en büyük iki toplumunu yüzde 64 ile Makedonlar ve yüzde 25 ile Arnavutlar oluşturuyor. Ülkede Türklerden sonra dördüncü büyük grup ise yüzde 3 ile Romanlar. Bu çeşitlilik başkent Üsküp’te de var ancak kentin ortasından geçen Vardar Nehri, Ortodoks Makedonlar ile Müslüman Arnavut, Türk ve Romanları ayırıyor. Makedonlar, ağırlıklı olarak kentin ticaret ve yönetim merkezlerinin de bulunduğu yeni bölümünde yaşıyor. Vardar’ın kuzeyinde yer alan ve Arnavutlar ile Türklerin yoğunlukta olduğu bölüm ise Osmanlı’dan kalan mimari yapılarıyla bir Anadolu kentini andırıyor. Üsküp’teki Osmanlı izleri Vardar nehri üzerindeki Taşköprü ile başlıyor. 12 adet yarım yay kemere bağlanan sabit sütunlardan oluşan köprünün uzunluğu 214, genişliği ise 6 metre. 1451-1469 yılları arasında Fatih Sultan Mehmet’in himayesinde inşa edilen köprü bu nedenle onun adıyla da anılıyor. Köprüden geçtikten sonra İstanbul’un ardından Balkanlar’ın en büyük çarşısı olduğu söylenen Üsküp Türk Çarşısı sizi karşılıyor. Türkiye’den gelen birinin bu çarşıda kendisini yabancı hissetmesi mümkün değil. Arnavut kaldırımı sokakların iki yanına dizilmiş iki katlı dükkânlar yerlerini yavaş yavaş kafelere, cep telefonu mağazalarına bırakmaya başlamış. Yine de demirciler, kazancılar, bakırcılar, yorgancılar, kunduracılar gibi eski zanaatkârları görmek hâlâ mümkün. Çarşı, aynı zamanda Türkiye’deki yakınlarınız için hediyelik eşya alışverişi yapmak için de en uygun yer. OSMANLI ILE YAŞIT ÇINAR AĞACI Çarşıda dükkânların yanı sıra Kurşunlu, Kapan ve Sulu Han ile sanat galerisi olarak kullanılan Çifte Hamam’ın yanı sıra Murad Paşa, Dükkâncık, Mustafa Paşa, Yahya Paşa, İshak Bey, İsa Bey ve Alaca camileri bulunuyor. İsa Bey Camisi’nin bahçesinde bulunan 500 yıllık çınar ağacı da 20 metreye ulaşan boyu ve 7,5 metrelik çapı ile Osmanlı’nın varlığının canlı bir kanıtı olarak duruyor. Üsküp’ün en büyük camisi olan Murat Paşa Camisi çarşı esnafının da özellikle cuma namazları için ilk tercihi. Çarşının hemen yakınında yer alan Üsküp Kalesi de kentin görülmesi gereken yerlerinden biri. İlk olarak MS 6. yüzyılda inşa edildiği düşünülen kale hem kuşatmalarda hem de depremlerde büyük zarar görmüş. İlki 518 yılında yaşanan depremlerin sonuncusu ise 1963 yılında yaşandı. Büyük hasar gören kalenin Osmanlı döneminde yetmişe kadar çıkan kulelerinden bugün sadece üç tanesi ayakta. Kalede Makedonya Kültür Bakanlığı Kültürel Miras Koruma Müdürlüğü tarafından Osmanlı dönemine ait eserlerin sergilenmesi için yaptırılan Osmanlı Müzesi çok zengin olmamakla birlikte ziyaret edilmesi gereken yerler arasında. Eski Çarşı, Üsküp mutfağını denemek isteyenler için de çeşitli alternatifler barındırıyor. Restore edilmiş eski ahşap konaklarda hizmet veren lokantalar Üsküp’ün yemeklerini tatmak isteyenler için hem lezzetli hem de kalitesine göre oldukça ucuz seçenekler sunuyor. DEPREME DIRENEN BINALAR Taşköprü’nün güney kıyısında yer alan ve ağırlıklı olarak Makedonların yaşadığı bölümü Güney ve Orta Avrupa kentlerine benziyor. Köprünün ayağında sizi Makedonya Meydanı karşılıyor. Meydanın ortasında 2011 yılında açılışı yapılan 22 metrelik görkemli bir heykel karşılıyor. Aslında heykel Büyük İskender’i anlatıyor olsa da Yunanistan’ın itirazları nedeniyle kayıtlarda resmi adı “Atlı Savaşçı” olarak geçiyor. Meydandaki tek sorunlu heykel Büyük İskender’inki değil. Bulgarların milli kahraman olarak kabul ettiği Birinci Bulgar İmparatoru Çar Samuil’in heykeli de “Atlı Savaşçı” anıtının hemen arkasında yer alıyor. Makedonya Meydanı’nda ve meydana ulaşan bulvarlarda birçok başka heykele rastlamanız mümkün. Makedonya Meydanı’nı çevreleyen yapıların arasında da bazıları mimari özellikleri ile dikkat çekiyor. Bunlardan biri de kentin ilk modern binaları arasında yer alan Ristik Sarayı. 1926 yılında Mimar Dragutin Maslak tarafından inşa edilen bina, sahibi Eczacı Vladislav Ristic’in adıyla anılıyor. Döneminin Batı standartlarındaki en yüksek konforuna sahip olan Ristik Sarayı ayrıca depreme dayanıklı olarak inşa ediliyor. Bu nedenle 1963 yılındaki depremde ayakta kalan az sayıdaki binadan biri olması da sarayın önemini artırıyor. Saray, günümüzde iş merkezi olarak kullanılıyor. Sarayın çok yakınında yer alan Rahibe Teresa Anı Evi de yeni olmasına karşın mimarisi ile ilgi çeken bir bina. 2009 yılında hizmete açılan binada Rahibe Teresa Müzesi, sergi salonları, amfi tiyatro ile bir şapel yer alıyor. Anı evi, Rahibe Teresa’nın 1910 yılında vaftiz edildiği kilisenin yerine inşa edilmiş. Ristik Sarayı gibi 1963 depreminde ayakta kalan binalardan biri olan Eski Tren İstasyonu da 1970 yılından bu yana Üsküp Şehir Müzesi olarak hizmet veriyor. 1938-1940 yılları arasında inşa edilen istasyonun tarihi olduğu için değil kullanılmadığı için eski dendiğini belirtelim. Bu arada tren istasyonundaki büyük saat, depremin olduğu 05.17’de durmuş ve o günün anısına bir daha tamir edilmemiş. Son olarak kentin içinde olmasa da kentin her yerinden görülebilen Milenyum Haçı’ndan bahsederek Üsküp gezimizi bitirelim. Hristiyanlığın Makedonya’ya gelişinin 2000. yılı anısına Vodno dağının zirvesine dikilen 66 metre yüksekliğindeki haç, açıldığı 2002 yılından bu yana birçok tartışmanın da nedeni olmuştur.