İki üniversitesi, tiyatroları, müzeleri, parkları, eğlence ve alışveriş merkezleriyle tam bir kültür kenti haline gelen Eskişehir, hafta sonu tatilleri için ideal bir destinasyon haline geldi. Baharın bu en güzel günlerinde iki günlük bir kaçamak yapın ve küllerinden yeniden doğan Eskişehir'i bizimle birlikte keşfedin. Eskisehir’e ilk kez 1996 yılında bir röportaj için gitmistim. Aylardan aralıktı. Soguk ve yagmurlu, bir o kadar da puslu bir sabah kente girerken sanki karanlık daha da artmıstı. O gün, ana caddeleri bile kaplayan çamur nedeniyle seke seke yürümek zorunda kalmıstık. Her yanı saran is kokusu genzimizi yakarken röportaj yapacagımız mekana ulastıgımızda isimizi bir an önce bitirip Istanbul’a dönmekten baska bir sey düsünemiyordum. O gün aklıma karanlık, çamurlu ve isli bir kent olarak kazınan Eskisehir’e bir daha gitmek kısmet olmamıstı. Sonraki yıllarda kente iliskin ilginç haberler gelmeye basladı… Dogalgazla bulusan kentin havası temizlenmis, Avrupa’nın en kirli ve saglık açısından en tehlikeli nehirleri listesinde yer alan Porsuk Çayı temizlenmeye baslanmıstı. Zamanla bir üniversite kentine dönüsen Eskisehir’de kültür ve sanat etkinlikleri artarken, beraberinde turizm de gelisiyordu. Kent adeta küllerinden yeniden doguyordu. Uzun süre uzaktan izledigim bu çarpıcı degisimi yerinde görmek için fırsat yaklasık 20 yıl sonra Strategy Dergisi ile geldi. Karlı geçen Subat ayının sonunda bahardan kalma birkaç günü fırsat bilerek Eskisehir’e vardıgımda, ilk isim Porsuk Çayı’nı, içindeki gondolları ve kenarındaki kafelerle çay bahçelerini görmek oldu. EN ESKI SEHIR: ODUNPAZARI Eskisehir’in en eski bölgesi olan Odunpazarı, görülmesi gereken yerlerin basında yer alıyor. Tarihi binaların restore edilerek yeni islevlerle koruma altına alındıgı bu bölgenin Arnavut kaldırımlı sokaklarında karsınıza çıkan müzeler, hediyelik esya magazaları ve kitapçıların her biri görülmeye deger. Ayrıca Lületası Müzesi ve Cam Sanatları Müzesi’ni mutlaka ziyaret etmelisiniz. Eskisehir Büyüksehir Belediyesi tarafından kurulan Çagdas Cam Sanatları Müzesi, restore edilmis üç Odunpazarı evinin birlestirilmesiyle olusturulmus. Müzenin koleksiyonunda 75 Türk, 12 yabancı sanatçının eserleri yer alıyor. 60 sanatçıya ait 400 civarında eseri bünyesinde bulunduran Lületası Müzesi ise 2008 yılında açılmıs. Kursunlu Külliyesinde yer alan müzede pipoların yanı sıra lületasından islenerek yapılan takılar, hatıra ve kullanım esyaları ile ulusal ve uluslararası yarısmalara katılan heykelcikler sergileniyor. Mimariye meraklıysanız, Odunpazarı’nda görmeniz gereken yerlerden biri de Yesil Efendi Konagı. “Osmanlı Evi” olarak da bilinen konak Kurtulus Savası sırasında Mustafa Kemal’i agırlamıs. Sivil mimarinin en güzel örneklerinden biri olan Osmanlı Evi, zengin süslemeleri ve ahsap isçiligi ile dikkat çekiyor. Yine mimari olarak önemli bir baska mekân da günümüzde Cumhuriyet Tarihi Müzesi olarak kullanılan Turan Numune Mektebi binası. 1916 yılında Mimar Kemalettin tarafından yaptırılan Turan Numune Mektebi, Anadolu Üniversitesi tarafından 1994 yılında restore edilmis. KARAKURT VE DEVRIM’E SELAM Odunpazarı’ndan ayrılıp Mustafa Kemal Atatürk Bulvarı’ndan Tepebası’na dogru ilerlediginizde, solunuzda Kırmızı Seytanların mabedi Atatürk Stadı’nı göreceksiniz. Bulvarda ilerleyip Porsuk Çayı’nın karsı kıyısına geçtiginizde Eskisehir Garı sizi karsılıyor. Benim gibi siz de biraz sanayi tarihine meraklıysanız, burada Türkiye için çok önemli iki eseri görme sansınız var. Birincisini tahmin ettiginizi duyar gibiyim. Evet, Türkiye’nin ilk otomobili Devrim’i Eskisehir Garı’nın yanındaki Tülomsas’ın bahçesinde görebilirsiniz. Devrim’i burada yeniden anlatmaya gerek yok ama bir Türk mucizesine kısa da olsa yer vermek gerekiyor. Tasarımından üretimine tamamen Türk isçi ve mühendislerinin emeginin eseri olan Karakurt, Türkiye’nin ilk buharlı lokomotifidir ve bence Türk sanayisinin gelisimi için Devrim kadar önemlidir. 1961 yılında hizmete giren Karakurt, 1976 yılında emekli oldugu günden bu yana yerli teknoloji gelistirme çabalarının bir anıtı olarak aynı dönemin ürünü Devrim ile birlikte ziyaretçilerini bekliyor. BUGDAY SILOSU OTEL OLDU Günün sonuna yaklasırken biraz dinlenip, gezip gördüklerinizi sindirmek istiyorsanız Eskisehir Garı’ndan saga dogru yürüyüp 10 dakikalık mesafede bulunan Haller Gençlik Merkezi’nde mola verebilirsiniz. 1930’lu yıllarda yapılmıs olan yas meyve sebze hali, Belediye tarafından 2000 yılında restore edilerek kafe ve restoran ve tiyatro salonuyla bir gençlik merkezine dönüstürülmüs durumda. Iki katlı merkezin üst katında tiyatro salonu, alt katında ise kafeler ve sarap evi bulunuyor. Buradaki mekanlardan birinden de ayrıca bahsetmek gerekiyor. Tarihi 1927’ye kadar uzanan ve tiyatro severlerin bulusma yeri olan Mazlumlar Muhallebicisi, özellikle su muhallebisi ve sütlü tatlıları ile meshur. Haller Gençlik Merkezi’nin hemen karsısında yer alan Ibis Otel, hem sehir merkezinde olması hem de ilginç mimarisiyle Eskisehir’de konaklamak için tercih edebileceginiz en iyi mekanlardan biri. Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) sehir içinde kalan bugday silolarından dönüstürülen otelin hikayesi de oldukça ilginç. 1934 yılında Fransızlar tarafından insa edilen bugday siloları zamanla islevini yitiriyor ve metruk binalara dönüsüyor. Eskisehir Büyüksehir Belediyesi Toprak Mahsuller Ofisi’nden siloları satın alarak otele dönüstürülmek üzere Akfen GYO’ya kiralıyor. 12 beton silodan olusan binanın otele dönüsmesi iki yıl sürüyor. Tek parçadan olusan siloların dönüsümünde özel bir teknik kullanılmıs. 2007 yılında hizmete açılan otel üç yıldızlı olarak isletilse de 5 yıldız seviyesinde hizmet veriyor.